Akıl Yükü

Aklın insana verilen en büyük emanet olduğunu söylerler. O, bir pusula gibidir; doğru yöne çevrilirse, insanı hakikatin kıyısına ulaştırır. Ama yönünü kaybederse, sahibini karanlık bir girdaba sürükler. Çünkü akıl, tek başına bir kurtuluş değildir; ona yön veren bir hakikat yoksa, insanın en ağır yüküne dönüşebilir.

Eğer akıl, her şeyin bir düzen içinde olduğunu kavrarsa, geçmişi bir ders, geleceği ise bir umut olarak görür. Çünkü bilir ki, bu dünyada hiçbir şey başıboş değildir. Her şeyin bir anlamı, her olayın bir amacı vardır. Bu anlayış, insanı kaybetme korkusundan, belirsizliğin endişesinden kurtarır. Zira sahip olduklarının geçici olduğunu bilen kişi, onları kaybetmekten korkmaz. Ve asıl güveneceği bir yer olduğunu bilen insan, hayatın içinde sarsılmaz bir huzur bulur.

Ancak akıl inkârın ve boşluğun içinde kaybolursa, insanın en büyük sıkıntısı olur. Geçmişin pişmanlıkları üstüne yük olur, çünkü onlardan bir anlam çıkaramaz. Gelecek ise belirsiz bir uçurum gibi görünür, çünkü orada bir umut ışığı göremez. Her şeyi tesadüflerle açıklamaya çalışan biri için hayat, sadece rastgele olayların birleşiminden ibarettir. Böyle bir dünyada ne geçmiş bir öğreti sunar ne de gelecek bir huzur vaat eder.

İnsan, aklını bir mücevher gibi işleyip hakikatin ışığında parlatabilir de, onu bir zincir gibi boynuna dolayıp kendi varlığını bir sıkıntıya da çevirebilir. Asıl mesele, aklın yükünü hafifletecek olan o sırrı kavrayabilmektir. O sır ki, insana hayata farklı bir gözle bakmayı öğretir; kayıpları kazanca, korkuları huzura çevirir. Çünkü her şeyin ardında bir düzen olduğunu bilen bir akıl, hiçbir şeyi anlamsız görmez. Ve anlam bulan her şey, insana gerçek huzuru getirir.


21 Mart 2025 1-2 dakika 34 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar