Bayramlar Geçiyor Biz Eksiliyoruz
Şehirler büyüdü, yollar genişledi, binalar yükseldi… Ama biz küçüldük. Küçüldü sevgimiz, samimiyetimiz, birbirimize ayırdığımız vakit. Bir zamanlar çocuk kahkahalarının yankılandığı sokaklar, şimdi sessizlikle dolu. Mahalle kavramı henüz boğulmamıştı o zamanlar. Sokaklar insan kokardı; taş duvarlardan değil, dokunan ellerden, içten tebessümlerden yükselen bir sıcaklık vardı. Apartmanların giriş katları henüz dükkânlara, kafelere dönüşmemiş, yaşlı nenelerin sokaktan geçenlere sevgiyle baktığı cumbalardı. Komşuluk hâlâ bir hatır sorma meselesiydi, bir mesajlaşma uygulaması değil. Bir pencere kenarında oturan yaşlıya selam vermek için başını kaldırmak hâlâ bir insani refleks sayılırdı.
Babam rahmetli, pencereden çocuklara şeker atardı. Ne büyük bir mutluluktu o an! Çocuklar sevinçle çığlık atar, şekerleri kapmak için birbirleriyle yarışırdı. O anın içinde, o küçücük hediyenin içinde bir bayram saklıydı. Biz de gülerdik, babam da. Çünkü bayram gerçekten bayramdı.
Şimdi şeker atan da yok, atılan da… İnsanların birbirine verecek bir şeyi kalmadı çünkü. Ne sevincimiz kaldı paylaşacak, ne de derdimizi soracak birileri. Eskiden bayram sabahı kapımız çalınırdı, şimdi telefonlarımız çalmıyor bile. Bir “hayırlı bayramlar” mesajı belki, o da zincirleme iletilmiş, belki yüzlerce kişiye birden gönderilmiş, içi boş, soğuk…
Ve en acısı, bu bayram annem de yok. Masada onun yeri boş, içimizde kocaman bir eksiklik… Ne bayram eski bayram artık, ne de biz eski biz. Annem pencere kenarında oturmayı özlerdi, şimdi o pencerenin önünden bile geçmek istemiyorum. Özlemek, en ağır yük bazen.
Ama gökdelenlerden sokak görünmüyor artık, çünkü sokak yok. İnsan yerine beton var, ruh yerine camdan yüzeyler… Mış gibi bir hayatın içinde kayboluyoruz. Sokakların ruhu, binaların temellerine gömüldü. Beton yükseldikçe, biz küçüldük. Daha da kötüsü, alıştık. Yalnızlığa, uzaklığa, sessizliğe… Bayram bile bir formalite artık; eskiden büyüklerin ellerine dokunurduk, şimdi ekranlara dokunuyoruz. Eskiden ziyaret ederdik, şimdi "müsait misin?" diye sormaktan çekiniyoruz.
Hissizleşmiş bir çağın içinde, anılar eski bir film gibi akıyor gözümüzün önünden. Renkleri solmuş, sesi kısılmış, kimsenin izlemediği eski bir film gibi… Ama en acısı, biz de izlemiyoruz artık. İzleyip hatırlarsak, içimizde kalan boşluk daha da büyür diye korkuyoruz belki.
Ve bayramlar geçiyor. Biz eksiliyoruz. Şehirler büyüyor. Ama biz küçüldük.