Bir Geceyi Yalnız Devirmek
Bazı geceler vardır, içinden sağ çıkmak için yalnızca sabaha kavuşmak yetmez. O geceler, insanın ruhunu lime lime eder, geçmişi didik didik eder, hatıraları parçalara ayırır.
Kendi içinde verdiğin savaşın cehennemidir o anlar; en sert düşmanın da en acımasız celladın da yine sensindir.
O geceyi bilirim ben. Pes etmenin eşiğinde durup, içimde yankılanan seslere kulak kesildiğim o anı.
"Bırak gitsin" diyen yorgun benlikle, "Ayağa kalk" diye haykıran isyanın arasındaki savaş meydanını.
Kendi zihninin karanlığında kaybolurken, bir yandan da en derinlerinde gizlenen hayatta kalma içgüdüsüne tutunmaya çalışmanın ne demek olduğunu.
Ama sabah olur.
Ve sabah olmak, sadece yeni bir gün değildir. Sabah olmak, içindeki birilerini öldürmek demektir bazen. O gece, kimseyi sağ bırakmadım ben. Kendimi eski halimle beraber gömdüm. Korkularımı, pişmanlıklarımı, geçmişi sırtıma yapışmış bir lanet gibi taşıyan eski beni.
Güneş doğduğunda, odadaki her şey aynıydı ama ben farklıydım. Aynaya baktım; gözlerimde geceyi söndüren yangının külleri vardı. . Derimin altında hâlâ sızlayan yaralar, yorgun bir savaşçının taşıdığı izler gibi duruyordu. Ama içimde bir şey değişmişti.
O gece, korkularımı öldürmüştüm.
İçimde yıllardır büyüyen, beni olduğum yere çivileyen tereddütleri, pişmanlıkları ve "Ya olmazsa?" diye fısıldayan gölgeleri susturmuştum. Geceyi devirmiştim. Artık önümde duran yol, karanlık ve bilinmezdi belki ama en azından ayakta kalmayı başarmıştım.
Bazen hayatta kalmak, sadece nefes almaya devam etmek değildir. Bazen hayatta kalmak, eski seni öldürmek ve sabaha yepyeni biri olarak çıkmaktır. İşte o sabah, aynadaki yüz bana hiç olmadığım kadar tanıdıktı. Kendi ellerimle inşa ettiğim yeni beni gördüm orada. Ve ilk defa, gülümsedim.