Çorbacıdaki Sabahlar
Soğuk kış sabahlarında, dumanı tüten çorbacının kapısı her gün aynı saatte açılırdı. İçeri giren iki adam, yılların eskitemediği bir dostluğun sessiz ritüelini sürdürerek pencere kenarındaki köşelerine otururdu.
Murat ve Kemal… Bir zamanlar aynı mahallenin haylaz çocukları, sonra hayatın ayrı yönlere savurduğu, ama yıllar sonra bu çorbacıda yeniden kesişen iki eski dost.
Murat sabahları erken kalkardı. Eski bir saat ustasıydı ama işleri artık eskisi gibi değildi. Onun için bu çorbacı, kaybolup giden zamanın içinde sabit kalan tek şeydi. Kemal ise uzun yıllar yurt dışında yaşamış, döndüğünde çocukluk mahallesinin değişmiş yüzüyle karşılaşmıştı. Yabancısı olduğu bu şehirde Murat, tanıdığı tek gerçekti.
İki arkadaş, masalarına oturup kelimeyi çok az kullanarak sohbet ederdi. Çorbanın sıcaklığı, aralarındaki bağı yeniden örerdi her sabah. Kemal bazen geçmişten hikâyeler anlatır, Murat ise sessizce dinler, arada bir hafifçe gülümserdi.
“Eskiden kışlar daha mı soğuktu, yoksa biz mi daha dayanıksız olduk?” dedi Kemal bir sabah, kaşığını tabağa bırakırken.
Murat gözlerini dışarı çevirdi, camın buğusunu eliyle sildi. “Eskiden daha gençtik,” dedi usulca.
Her sabah aynı köşede, çorbanın buharı arasında, anıları ve suskunlukları paylaşıyorlardı. Kimi zaman eskiye özlemle, kimi zaman hayatın getirdiği ağır yükleri hafifletmeye çalışarak...
Ama hep oradaydılar. Soğuk kış günlerinde, çorbacının sıcak köşesinde.