İnsanın Yükü ve Kâinatın Ritmi

Gördüm ki; kâinatta gözün gördüğü ve göremediği her şeyin bir ruhu var. Taşın, toprağın, otun bile… Her şey, büyük bir düzenin içinde hareket ediyor, kendisine yüklenen vazifeyi eksiksiz yerine getiriyor. Güneş doğuyor, ışığını esirgemiyor. Ay, geceye nöbet tutuyor. Bulutlar yağmur taşıyor, toprak suyu içiyor, otlar yeşeriyor, ağaçlar meyve veriyor. Bütün bu döngü, adeta şuur sahibiymiş gibi, bir ahenk içinde devam ediyor.


Fakat akıl ve şuurla taçlandırılmış insan, diğer varlıklar gibi değil. Ona, sadece yaratılış kanunlarına uymak değil, bir irade ile seçim yapma hakkı verilmiş. Bu irade bazen büyük bir armağan, bazen de ağır bir yük gibi. Çünkü insan, diğer varlıklar gibi yaptığı işin karşılığını hemen almaz. Onlar görevlerini yapmanın lezzetini hissedip hazır ücretlerini alırken, insanın ödülü ya da cezası ertelenmiştir.


İnsan, bazen geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin endişesi arasında sıkışır, şu anı kaçırır. Gelecek kaygısı ruhunu daraltır, geçmişin yükü adımlarını ağırlaştırır. Oysa içinde bulunduğu an, her şeyin başlangıcıdır. İnsan, geçmişten aldığı dersle, geleceğe umutla bakarak, şu anı hakkıyla yaşayabilmelidir.


Kâinatın sahibi tarafından muhatap alınan insanın ruhunda nice kabiliyetler gizlidir. Ama bunların açığa çıkması kolay değildir. Her insan, içindeki cevheri işlemek zorundadır. Bunu yaparken bazen hata yapar, bazen yoldan sapar, bazen de gaflete düşer. Fakat bu, onun yaratılışında vardır. Çünkü irade, beraberinde sorumluluğu da getirir.


İnsan, bu büyük düzenin içinde yalnız değildir. O da kendi ritmini bulmalı, varoluşunun anlamını kavrayarak, kendisine sunulan bu irade nimetini doğru kullanmalıdır. Belki de hayat, kâinatın o muazzam ritmine ayak uydurmayı öğrenme çabasıdır.


14 Mart 2025 1-2 dakika 34 denemesi var.
Beğenenler (3)
Yorumlar