Kolay Olanı Seçmek
Karmaşığım yine, nerden başlamak istediğimi bilmiyorum tüm kelimeleri kullanmak, yazmak sadece yazmak istiyorum. Ama ne yazacağım bilmiyorum. Karmaşığım yine sustuklarım diziliyor bir bir boğazıma...
İnsan aynı hatayı kaç kere yapar? Kaç kere kanar? Hem yarası hem kendisi....
Eskiden severdim bulmacaları...
Cevabını bildiğimden mi? Soğudum, yoruldum, kalem tutmaya mecalim de yok.
Neyi severdim ben? Ne mutlu ederdi beni? Kendini unutur mu insan? Neyi hatırlamam gerektiğini bilmiyorum. Ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Sadece yorgunum.
Bana ihtiyacı olanlar için var olmaktan öteye gidemiyorum.
Var oluş sebebimi aradım yıllarca. Bu kadar basit olamazdı. Sıradan bir iş, sıradan bir hayat, her gün aynı sabaha uyanmaktan ötesi olmalıydı.
Okumalıydım, her şeyi bilmeli, bilinçli olmalı, geçmişi yorumlayarak geleceği görmeli. Ne işe yaradı? Ne değişti? Kimsenin değişmeyeceğini anlayınca vazgeçtim.
Belki de kolay olanı seçtim. Bilirsiniz farklı olanlar dışlanır. İzlemekle yetindiğim için hayallerime ihanet ettim. Kalabalığa karıştığım için özel bir insan olabilme ihtimalimden vazgeçtim.
Kitaplarım tozlu raflarda. Hayallerim pencerinin dışında. İçerde olduğum halde üşüyorum.
Ellerine alışsın diye kanatları kesilen bir kuş misali sadece korkuyorum ve korkudan ne derlerse yapıyorum...
Karmaşığım yine.
Ne yazacağımı bilmiyorum....
Tüm kelimeleri kullanmak, ne yazmak istediğimi hatırlamak.
Kalmak, bilmek, susmak, dinlemek, gitmek, gizlenmek, izlemek, acı çekmek, karanfil, taş, mavi, yosun, ölüm, bebek, gece...
Hani benim ayak izlerim?
Hangi resimde gölgeyim. Ezberimde şiir de kalmadı. Belki gizli bir yerlerde bir kaç satır. Ne işe yarıyor diyenleri duyar gibiyim.
Betonların arasına sıkıştım. Koca koca binaların arasında küçücüğüm. Nefes almak istiyorum. Bir, iki,üç...
Fayda etmiyor.
Feng Shui kuralları ... İşim beş elemente kaldıysa...
Kırmızı kapılardan geçmek ruhumu nasıl arındırsın.
Dualara mı sığınsam, maneviyat dönemimde miyim? Ah şu Bipolar evreleri... Sonra kafam karışacak yine, her şeyi bildiğimi zannetmemeli, farklı düşüncelere girmemeliyim, sorgularsam dinden çıkarım. Çevremdekilere sonra ne derim? Araştırmamalı, okumamalı, öğrenmemeli, sadece ne derlerse onu yapmalıyım...
Mantıklı gelmeyen her şeyi kabullendim. Sadece düşünmemek istiyorum. Düşünce hızımı kontrol etmek. Kontrolümü kaybetmemek...
Sürekli kendinle savaş halinde olmak ne kadar zor.
Kabullenmek kolay.
Kolay olanı seçmek çok kolay...
Kolay olanı seçtiğimi zannederken bile içimde bir yerde baş kaldırmaya hazır bekleyen çocukluğum yavaş yavaş büyümekte...
Haksızlıklara susmak istemiyorum.
Susarak geçen bir ömürle ceplerim bomboş bir şekilde bu dünyayı terketmek istemiyorum.
Tüm zalimlerin istediği gibi sadece kendi hayatımı, evimi, arabamı, işimi, çocuklarımı ve onların geleceklerini düşünüp, acımasızlıklara göz yummak istemiyorum.
Gözlerim kapalı yürürdüm eskiden, görme engelli bireylerin ne hissettiğini anlamak için. Zamanla anladım ki gözlerimi kapatmama gerek yok hayat bizi gözleri açıkkende görmemeye mahkum ediyor...
Zamanla anladım ki gözlerimi kapatmama gerek yok hayat bizi gözleri açıkkende görmemeye mahkum ediyor... Gayet akıcı bir deneme yazısıydı Sevgi Hanım. Bir bilinmemezlik içinde kendini arama, tanıma yöntemleri. Tebrikler...