Toplumda Kadına Yüklenen Roller
TOPLUMDA KADINA YÜKLENE ROLLER
Sistemin bekçisi kadınlar
Bir kadın için en büyük bağlılık göstergesi öz benliğini, kimliğini sevdiğine 'ikram' etmektir.
Bu 'ikram' bilinçli olarak ama çoğunlukla da farkında olmadan bilinçaltında gerçekleşir.
Kendinden, öz benliğinden vazgeçme kadınların bağlılık adına kurdukları ilişki ve sevgi anlayışıdır.
Kadınlar önem verdikleri ilişkileri korumak adına pasif, bağımlı davranışlar sergiler ve böylelikle sistemlerin nazik dengesini korurlar.
Kadınlar bağımlı görünüp güçsüz ,beceriksiz davranarak, sevdiklerinin ve özellikle de erkeklerin egosunu, güç gösterisini beslemeyi erken yaşta öğrenirler.
Kadınlar bu şekilde davranarak geleneksel aile sisteminin bekçiliğini yaparlar.
Öz yaşamlarının nasıl olması gerektiğini daha açıkça ifade etmeye başlayan kadınlar, çoğunlukla erkekleri küçük düşürmek, çocuklarını üzmek veya başkalarına karşı kırıcı ve yıkıcı davranmakla suçlanırlar.
Kimliklerini bulmaya çabalayan kadının karşısına çıkan bu suçlama kadını iki tercih arasında bırakır.
Kadınları birçoğu maalesef sistemin bekçiliğine razı olurlar.
Yüzyıllar boyu uyum göstermenin nimetleri ile
'güvence' ve de 'korumacılık'
edinebilmiş olan kadınlar ise bu edinilmiş statülerinin bozulmaması için buna karşı çıkan kadınların karşısına dikilen en büyük engel olur.
Bu kadınlar kendi hem cinslerini 'cadılık' ve 'şirretlik' sıfatı ile suçlamayı da ihmal etmezler.
Bu da işin konuşulması gereken başka bir yönüdür.
Toplumun sosyal yapısında ve aile sistemlerinin koruyuculuğunda özellikle anneler kızlarının bekçiliğine görevli tayin edilirler.
Kızların her türlü yanlış davranıştan anne sorumlu tutulur.
Toplumda bire-bir ilişki (insan insana) rağbet görmediği için alt-üst ilişkisi revaçtadır.
Kadınların bu ilişki biçimine bekçilik yapması toplumumuzda çok rastlanan bir durumdur.
Kadın sağlıklı bir kimlik oluştururken bire-bir ilişkiyi geliştirmek için öncelikle sistemin bekçiliğinden vazgeçmesi gerekecektir.
Erkekte kadın korkusu
Bilinçaltındaki bedensel duyuların, duygu,heyecanların ve duyarlılığın kadına ait olduğu varsayımı ile
(toplumda bilinen bir deyişle 'erkekler ağlamaz')
erkekler kendi beden , duyu ve duygularına yabancılaşmak zorunda kalırlar.
Dokunmak, okşamak, koklamak, duymak, gülmek ve ağlamak anneye ait bir davranış olduğundan erkek çocuk kafasında kendisine bu davranışları yasaklar.
(Hz. Muhammed çocuklarını ki hepsi kızdı büyük yaşlarında bile alenen sevgi gösterisi sunarak sevmiştir, ağlamıştır merhamet duygusunu görünen boyutuyla yaşamıştır.)
Böylelikle bedeniyle ve ruhuyla ilişkisini kesen erkek çocuk duygu boyutunda yaşaması gereken insani duygularını unutur.
Bu düşünce tarzını da farkında olmadan çoğu kere anne çocuğuna aşılar.
Büyüme sürecinde 'erkek olma sürecinde' annesinden farklılaşmak ve annesinin iktidarından kurtulmak, erkek çocuğun gelişiminde son derece önemlidir.
Bu amaçla anneyle çatışmaya ve güç kavgasına giren erkek çocuk, kadınlarla ilişkilerini de çatışma yoluyla sürdürmeyi öğrenir.
Çatışma veya mesafe koyarak uzak durma erkek çocuğun kadınlarla ilişki kurma tarzı olur.
Hayatının diğer dönemlerinde de bu ilişki tarzı galip gelir.
Kadın cinsiyle insan-insana ilişki kurmak tercih edilmeyen bir metot olarak kalır.
Çatışma yoluyla ilişki kurmayan çocuklarda bağımlı anneye olurlar.
Bu bağımlılık bir gereklilik halini alınca anne yerine zamanı gelince eşi koyarlar.
Bu durumda da gelin oğlanı anneden koparttı.
Hatta doldurdu.
Suçlamasına maruz kalır.
İşin aslı ise annenin öğrettiği yaşam biçiminden başka yol geliştiremeyen çocuğun zaman içerinde çevresindeki insanların rollerini değiştirmesi sürecidir yaşananlar.
Erkek çocuğun annesi ile ilişkisindeki çatışma ve karşı koyma çocukta öfke ve kızgınlık yaratır.
Bu kızgınlık ve öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade etme yerine ya duyarsızlaşır ya da öfke nöbeti geçirir.
Her iki durumda kimliğini inşa etmekte olan erkek çocuk için yaşamının ileriki yıllarındaki ilişkilerinde birlikte olduğu kadınların
doğal ve sağlıklı kızgınlıklarını ve öfkelerini duymalarına ve savunucu olmadan dinlemelerine engel teşkil eder.
Bedenlerinden, duygu ve duyularından yoksun bırakılmış üstelik bu yüzden toplum tarafından takdir gören erkeklerin kadınlar ve çocuklarla doyumlu ve sağlıklı ilişkiler kurması,yakınlık becerileri sergilemesi çok zordur.
Tüm bunlardan sonra kadınlarla insan-insana ilişki kuramaz hatta kadınlarla duygusal ilişki kurmaktan korkar.
Bilinçaltında erkekte kadın korkusu oluşur.
(Ya da güvensizlik duygusu oluşur)
Bu korku farklı kültürlerde farklı şekilde ortaya çıkabilir.
Büyük ölçüde erkeğin gelişimine engel olacak şekilde davranışta yer bulur.
Yumuşak,anlayışlı,fedakar,hiç kızmayan kadın
Kadın ve erkek ilişkisinin başlangıcında her ne kadar genç kız ve kadından sadece yumuşak, koruyucu, besleyici,davranışlar beklenmese de ilişki sürekliliğe oturup özellikle resmiyete ve evliliğe dönüştüğü zaman erkekler ve çevre genç kadını gelenekteki rolüne oturtup ondan tek taraflı sadece yumuşak, koruyucu, besleyici davranışlar bekler.
Kimse kadının kendine ait duygu,beklenti,ihtiyaç ve isteklerine duyarlı olmaz.
Duyulmamış, huzursuz,keyifsiz,kırgın olan kadını çevresi kadınlık görevlerini yerine getirememekle,
kocasına 'kadın' olmamakla, idare etmesini bilmemekle suçlar.
Kendisinden yaşam boyu annelik,özellikle de küçük bebek anneliği beklenir.
Toplumda kabul edilen kadın olmanın en önemli özelliği yumuşaklık,anlayış ve ruhsal koruyuculuktur.
Bu kimlikte bir kadın doğal olarak kızdığında,kızgınlığını haklı ve sağlıklı bir şekilde dile getirse bile toplum tarafından 'sert' olarak algılanır.
Hepimizin bazen duygularımızı sağlıklı ifade etmek şartıyla toplumun
'ideal kadın'
imgesinin dışına çıkması doğal bir süreçtir.
Bu süreci yaşarken bazen şirretlikle suçlanabiliriz.
Bu suçlamaların üzerimize yapışmaması için yetiştirdiğimiz erkek çocuklarla sistemin bekçiğini yapmadığımızı gösterebiliriz.
Erkek çocuğunda zaman zaman ağlayabileceği bağırıp çığırmadan da söz dinletebileceğini
En önemlisi peygamber TEBESSÜMÜ ile etrafa sadaka dağıtabileceğini yaşayan erkek hatta kız çocuklarımızla gösterme nasibimizi heba etmeyelim.
Asık suratları ile etrafta dolaşan insanların azalmasının yolu kadından en önemlisi de ANNELİK algımızın doğru olmasında geçiyor.
Yumuşak, anlayışlı, fedakar,hiç kızmayan kadın gibi görünüp bu görüntünün altında gelecek nesillerin insan en önemlisi de peygambere benzeyen insan olma şanslarını elinden alan varlıklar olmayalım.