Yollanmamış Mektuplar - 6
Biliyor musun?
Seni, sana bırakıp gittikten sonra da, güneş gülümsemiyor bana uyanırken. O bana dargın, ben hayata... Aslında hayatıma girdiğin günden beri, ne zaman barışık oldum ki hayatla? Mutlu olduğum, gülümseyerek uyandığım sabahlar çok nadirdi, hatırlanmayacak kadar az.
Belki bilmek istersin, yüreğimdeki son kalan kıvılcımlarla tutuşturarak büyük bir ateş yaktım. Mutlu, mutsuz ne varsa bütün anılarımı içine atıp yaktım! Hepsini...
Oysa en değerli hazinemdi onlar, ellerinin değdiği... Hiçbirine kıyamazdım. İki satır yazıp, buruşturup attığın kâğıt parçası, minik, kenarı kırık deniz kabuğu, yenmiş bir gofretin cilalı kâğıdı, daha neler neler... Bunları sakladığımı bilmiyordun değil mi? Seni kalbimde özenle sakladığımı bile anlayamadın ki bir türlü, bunları nerden bileceksin!
Duyguda yoksul olduğunu göremedim. Sevgi; benim için olduğu gibi, senin için de kutsal sanmıştım. Ne kadar yanılmışım... Nasıl kör olmuş gözlerim o zehirli sevdanla! Şimdi her şeyi öğrendim ama çok acı... Bize öğretildiği gibi, değer verince değer bulmak yalanmış. Hem de koca bir yalan!
Sana ne kadar değer verdimse, o kadar değersiz oldum gözünde. Atalarımızın dediği gibi, değer veren değer bulmuyormuş. Ya da biz onları yanılttık. Aslında değer vermeyecekmişsin değer bulmak için, sevmeyecekmişsin sevilmek için. Kaybetmekten korktukça, kaybeden olursun. Oysa umursamaz görünen insanlar ne kadar da önemliymiş.
Böyle mi olmalıydı? Söyle, neyin acısıydı benden çıkardığın, neyin intikamıydı aldığın? Başardın işte! Kendinle gurur duyabilirsin, istediğin oldu... Ben yokum artık hayatında.
Yalan karışmamalıydı sevgimize. Sana güvenmeyi ne çok istemiştim. Anlatamam... Hayatın herkese eşit davranmadığını gördüm. Çabalamak, değiştirmeye çalışmak boşunaymış. Sen başına taç etsen de sevdiğini, daha fazlasını istiyormuş. En çok neye üzülüyorum biliyor musun? Yüzümdeki acı tebessüme, arkasında hüzünlerin, kırgınlıkların saklandığı...
Kimsenin içimde kopan fırtınadan haberi olmamasını sağlayan tebessüme... Öyle ihtiyacım var ki, gönülden gülmeye. Gözlerimde pırıl pırıl ışıltılarla hayata bakmaya. Olmuyor işte! Ne yapsam boş! Yanlış yerde, yanlış kişinin yanındayım. Anladım. Mutlu olabilirsin artık, stres yaratan biri yok hayatında.
Ne yaptığını, nasıl olduğunu merak edenin de kalmadı. Oysa her şeyin ilgilendiriyordu beni. Sağlığın, rahatın... Seni üzenlerden nefret ediyordum, belki senden bile fazla. Ne gerek vardı kendimi bu kadar yıpratmaya? Sevgi huzur vermeli insana. Huzur yerine acı veriyorsa, fersah fersah uzaklaşmalı! Hem de ardına bile bakmadan.
Uzaklaşmalı da çok geç anladım bunu. Acıyı, yalnız da yaşarım. Kimseye ihtiyacım yok, kimsenin de bana ihtiyacı olacağını sanmıyorum bu günden sonra. Kırılmış bir kalp, solmuş bir yüz ve en önemlisi güven duygusu kalmamış biri kime ne verebilir ki?
Kalbimdeki tahtını ellerimle yıkarak,
Meçhuledir gidişim bekleme dönmem artık.
Darmadağın ettiğin hayatından çıkarak,
Rüzgârınla dost oldum eserim dinmem artık.
Biliyorum, bir gün bu mektupları okuyacaksın! Bunu ve bunun gibi kilitli gönül sandığımda saklanan diğer mektupları . Anlatacak, hesap soracak o kadar çok şey var ki kâğıtlara yazamadığım... Kim bilir belki bir gün onları da yazarım, eskilerle birlikte veririm postaya.
Alıcı : Vefasız
Adres: Gönlüm.
Oradasın hâlâ başka nereye gönderebilirim ki...