Hayatım Roman / Arada Kalan Çocuk 3
Boyacı sandığımla bir kaç hafta sorunsuz çalıştım yine bir pazar günüydü
her zaman aynı yere koyduğum boya sandığımı bıraktım
papuç elimde boyacı diye seslenerek etrafta dolaşıyorum bir adam seslendi
hey boyacı gel iyi boya ha diye tenbihliyor tamam abi dedim ayakkabıyı aldım boyamak
için sandığı bıraktığım yere doğru yürüyorum bir de baktımki sandık yerinde yok birisi çalmış
şok geçirdim çok üzüldüm ağladım elimdeki ayakkabıyı sahibine geri götürdüm
adam şaşırdı ne oldu niye boyamadın dedi abi boya sandığını çalmışlar kusura bakma dedim
ben hırsıza öfkemden küfürler ettikten sonra kendimden utandım inanın
aradım hırsızı ama bulamadım sandığı çaldırdığım yer olan Kaharamanmaraş/ta
çiçek sinemasının önüne geri geldim diğer boyacı çocuklara sordum sandığı tarif ettim
çalanı görmediklerini söylediler, vakit öğleni geçiyordu ve ben çok acıkmıştım,
eve gitmeyede korkuyordum ve boya sandığını çaldırdığım için paramda yoktu/ki
bir şey alıp yiyeyim orada seyyar satıcılar var kimi lahmacun satıyor kimi ciğer kavurması derken
adamın biri lahmacun almış kendine yiyor bende onu izliyorum adamı lahmacunun hepsini bitiremedi
yarısı elinde bir kenara bırakacak yer arıyor sonra etrafa bakarak bir kenara bıraktı
başkasının artığını yemek aklımdan hiç geçmemişti bu nasıl olabilirdi ve bu çok acı verici ve
ezici bir durum/du yokluğun ve çaresizliğin ağır yükünü ilk defa omuzlarımda hissettim,
hırsıza ne kadar kızsam ne kadar az olurdu hırsızdı benim bu durum düşmemin nedeni
ve tek suçlusuydu çünkü, aklıma gelen tüm küfürleri saydım alçağa,
sonra yavaş yavaş yaklaştım lahmacunu almak için elimi uzattım
tam alacaktım/ki birden şeref diyen sert bir sesle irkildim ses tanıdık bir sesti bu dayımın sesiydi
hemen elimi geri çektim başımı kaldırdım Abdullah dayım ne yapıyorsun yeğenim sen buralarda
böyle deyince yüzüne ve gözlerine bakamadım başımı öne eğdim ne işin var senin böyle yerlerde
diye sözünü tekrarladı anlaşılan beni görmüş ve takip etmiş kadar çok utandım ağlamamak için
zor tuttum kendimi sonra dayım hadi gel bakalım yeğenim seninle şöyle dayı yeğen gezelim dedi,
elini uzattı, birlikte yürümeye başladık önce bir lokantaya girdik kebablar salatalar masayı donattırdı
iyi bir ziyafet çektik kendimize dayımla lokantadan çıktık kapalı çarşıya doğru yürüyoruz,
bir bezirganın yani kumaş satan bir dükkanın önünde durduk dayım selam verdikten sonra
Ahmet efendi benim şalvar hazırmı diktiysen almaya geldim dedi
adam paket yapmış getirdi dayım çok güzel giyinirdi ve çok/da yakışıklı ve heybetliydi
onu görenler söyle bir gıbtayla imrenerek bakardı yeğenim daha seninle çok işimiz var diyerek
tekrar elini uzatı tutmam için biraz yürüdükten sonra bir ayakkabıcıda durduk
adama efendi bu delikanlının ayağına göre güzel bir çift kundura alacağız bakalım dedi
bir kaç çift denedikten sonra ayağıma uyan beğendiğimiz siyah bir ayakkabıyı aldık
sonra ceket pantolon gömlek çorap tepeden tırnağa herşeyimi aldı ve ben bu olanlara inanamıyordum
sanki rüyada gibiydim dayımı zaten çok severdim o benim en sevdiğim dayımdı ama ilk defa
dayımla bu kadar yakın oluyordum mutluluğum tarif edilemeyecek kadar fazlaydı inanılmaz
bir olay yaşıyordum paketlerimizi aldıktan sonra bir hamama girdik.