Pratikle Yüzyüze
O anneliği keşfederken eşi de belki babalığının farkına varırdı.İş hayatı onu tamamen çürütmeden Onur'da babalığının şuuruna varabilseydi...
Onura inanamıyordu.
Selma hayatı içinden çıkılmaz bir hale sokmakta ustaydı.Bazen Selma'ya rahatın battığını düşünüyordu.
Evinde otursun.Gül gibi iki yavrusu vardı.Onlarla ilgilensin istiyordu.Selma'ya yetmiyordu tüm bunlar, onun büyük hayalleri vardı.
Hayal ediyordu etmesine ama ne gerek vardı her şey yolunda giderken.İşte Onur'un penceresinden bakıldığında görünen buydu.Arabaları vardı, eh aldığı maaşta fena sayılmazdı bir kadın daha ne isterdi ki. Selma ise tutturmuştu 'çalışacağım' diye.
Selma zihninin ve kalbinin bu kadar karışık oluşunu işten ayrılışına bağlıyordu lakin Onur bunu anlamıyordu.
Her kadın evde oturup gününü gün etmeyi planlarken....Ah Selma sen benim imtihanımsın.Niye sen de herkesin eşi gibi değilsin?
Tam o sırada sekreterin;
-Eşiniz arıyor efendim.Bağlayayım mı? sesiyle irkildi.
-Evet .Bağlayın.!
-Alo ! Ne olur bir şey söyle şu Engine.Tutturdu sokağa çıkacakmış.
-Çıksın canım, ne var bütün gün evde mi kalacak çocuk bu, oynamak ister.
-İnanmıyorum.Onur unuttun galiba komşumuzun beyefendi oğlunu.
-Bir şey yapamazlar.Hem unutmuştur bile o kerata dün olanları .Sahi dün ne olmuştu?
-Allah'ım Onur espri kaldıracak halim yok.Bu çocuğa laf anlatamıyorum.Lütfen bir de sen başlama.
-Fazla evhamlanma.
-Onur komşuların hali değil sadece, bu da dışarı çıkınca rahat durmuyor.
-İyi de benim de burada işim gücüm var.İşle mi uğraşayım evle mi?
Ama işin içinde çıkamıyordu.Ne zor şeydi çocuklarla ilgilenmek...
Çalışırken her şey daha kolaydı...
Sabah çocukları yuvaya bırakır oradan işe giderlerdi.İki buçuk sene Onur'la beraber çalışmışlardı.Herkes eşlerin birlikte çalışmasının zor olduğundan yakınıyordu ama hiç de zor değildi.
Ah şu kriz olmasaydı, her şey nasıl da güzel gidiyordu.Akşam birlikte yuvadan çocukları alıyorlar bazen yemeği dışarıda yiyorlar, çocukları farklı mekanlarla da tanıştırmış oluyorlardı.Hem arabada almışlardı.
Tam eskilerin dediği gibi 'Ah şu düzen,olmasa bir bozan!' onların düzenini de kriz bozmuştur.
Evlenirken hayata toz pembe gözlüklerle bakan Selma'ya kimse pratiğin bu kadar zor olduğunu söylememişti.Eşi onun bu halini anlayışla karşılıyordu karşılamasına ama sahiden bu hal işi bırakışının ardından oluşan bir durum muydu yoksa ardında başka sebepler mi vardı?
Evet, iş onun için gerçekten önemliydi hem de çok önemliydi....Ama sorun sadece bu olamazdı.Evliliğin ilk birkaç yılı da evdeydi.Çocuklar da ufaktı...O zaman farklı olna neydi peki...
Yoksa Onur'un dediği gibi zaman ve zemin mi değişmişti?
Eğer değişen zaman ve zeminse o zaman yeki koşullara uygun çözümler üretmek gerekmez miydi? Neden yeni çözümler üretmek yerine hayat şartlarına kendimizi uydurmayı yeğliyorduk.
Daha altı sene evvel aynı yastığa başkoymanın, yürek koymanın hazzını yaşarlarken şimdi hangi amelin daha Salih olduğunun tartışmasını yapıyorlardı.Onur'la paylaşılacak önceliklerinin git gide daha da azaldığının farkına varıyordu Selma...O önceliklerinin hayatının yavaş yavaş dışına çıkışını ve hayatına artık daha başka şeylerin şekil verişini düşünürken telefonun melodisiyle irkildi...
'Üsküdar'a gider iken aldı da bir Yağmur!...'Bu melodi bile onu yansıtmıyordu.
-Efendim! Arayan Onur'du...
-Sakinleştiniz mi diye merak ettim.
-İyiyiz.Belli bir rüşvet karşılığı anlaşma olacak gibi görünüyor.
-Sakinleşişsin.Daha sonra görüşürüz.
Konuşmayı fazla uzatmamak için;
-Akşam görüşürüz İnşallah!Allah'a emanet ol!
-Sen de canım.
Telefonu kapatmıştı ama yüreğindeki yarayı kapatamıyordu.Kendisiyle muhasebesi derinleştikçe, yüreğindeki yara kan kaybediyordu.Gözlerinin önünden annesi,eşi,çocukları geçti.Onlarla olan ilişkilerini tekrar gözden geçirme ihtiyacı hissetti.Bunu yapmak zorundaydı.Pratikle ancak bu şekilde yüzleşebilirdi.Neden herşey kitaplardaki gibi değildi sanki..
Kitaplarda 'bireysel imtihanları verebilmenin ipuçları' diye başlıklar koymayı niye unutmuştu yazarlar.Önce kalplerde iman devleti kurulacak sonra Salih ameller arttırılacak ve tün bunlar sadaka ve infaklarla beslenecekti.Çok kolay bir reçeteydi ve birçok yerde buna benzer reçeteler hazır verilmişken hala niye zorlanıyordu.Yoksa birileri mi bize zorlaştırıyordu bu reçeteleri yaşamayı...Ne kadar kolaydı birilerine yüklemek.Böylesi rahatlatıyordu herkesi..Onur'la son zamanlardaki tartışmalarını düşündü..Evlendikleri günden ne kadar uzaktaydılar.Annesi bile geçen gün imalı imalı 'çok değiştiniz çook 'diyerek gülmüştü.O günlerde birbirlerine tebliğ yapıyorlar, doğru davet ve tebliğ metodları üzerine kafa patlatıyorlardı.Götünürde olmasa da aslında şu an ikisinin de tebliğe ihtiyaçları vardı.Görünüşlerinden değil ama ruhlarından çok şey yitirmişti her ikiside nasılda yenik düşmüşlerdi.Hayat şartlarına ... manevi dinamiklerini tüketmişti iş hayatı.
Yoksa bu Onur'un kandırmacası mıydı? Ne fark eder ki?Tüketmişlerdi.Önemli olan tükenmişliğin ardından tekrar yeşerebilmekti.İyi ama nasıl olacaktı?Hırçınlıkları hiç itmeyen onu tükenişine rağmen hiç tükenmeyen iki evladı vardı.
Onların büyüdüklerine şahit olurken sanki o küçülüyor,ufalanıyordu.Annesine kalırsa bunlar böyle büyürlerdi.Annelik kolay değildi.Ve 'Biz sizi ne zorluklarla büyüttük' hikayeleri... Artık Selma annesinin çıkışlarını kaldıramıyordu, her söylediği batıyordu.Hele Onur'a karşı tavrı..Zaten başından beri aralarında bir gizli çekişme vardı.Artık ikiside bunu saklama gereği duymuyordu.Ama olan arada Selma'ya oluyordu.
Geçen gün arkadaşı:
-'Kendi çözümlerini kendin üret, anneni ve babanı evliliğine bulaştırma.Sen annesin, istesen de istemesen de tatili, istifası olmayan bir mesleğin var' demişti.Haklıydı da.Ama ya babalık? O nasıl bir meslekti?Öğrenilen bir şey miydi?Çoğu zaman çocuklarının hırçınlıklarının Onur'la ilgisi olduğunu düşünüyordu.Onur onlara yeterince zaman ayıramıyordu.Ayırmıyor demek içinden gelmedi.Kocası bilerek yapmazdı böyle bir şeyi.Bilerek terk edilmezdi BABALIK....
Selma da annelikte pek başarılı sayılmazdı.Böyle olunca hırçınlıkları artıyordu Engin ve Muratcan'ın...Engin komşunun çocuğuyla takışmıştı ve Selma komşuluk hukuku adına gidip annesi ile görüşmek isteyince, komşunun büyük oğlunun tehdidine muhatap olmuştu.Semtin en lüks mahallesinde dubleks bir dairede oturuyorlardı.Çocuklarının odaları ayrıydı ve terastan deniz görünüyordu.
Zaten buna binaen almışlardı.Keşke komşularının ruhlarını da denizi görebildiği görebilseydi almadan evvel...Şimdi buradan taşınabilseydi..Onur duysa çıldırırdı herhalde..Onu zor ikna etmişti.Gönlünü yapıncaya kadar ne diller dökmüştü.Zaten bu adamın gönlü razı olmayınca o iş olmuyordu ya da ters gidiyordu sanki...'Bu benim kuruntum mu yoksa onda mı bişey var acaba?' diye iç geçirdi Selma.Tekrar okuduğu kitaplar aklına geldi.Niye okuduğu kitaplarda 'Sizi tehdit eden, komşunun on yedi yaşındaki oğluna karşı yapılacaklar' bahsi yoktu ki?
'Hayır hayır kendine gel, işin kolayına kaçmak sana yakışmıyor' diyerek kendini dürttü. Pratiğe çözüm üretmek kitapların değil senin sorumluluğun..Okuyacaksın ve pratiğe uygun çözümler üretmek için kafanı zorlayacaksın.Angarya işlerden vazgeçip pratiğe döneceksin.Senin pratiğinde iki çocuk ve eşin var.Öncelik onların...Yoksa gelecek tehlike... Hem senin hem onların geleceği....Seneler önce ilk hamileyken arkadaşına: -'Daha erken daha dokuz ay var, anneliği öğreniriz.' diye hafif alaylı cevap vermişti arkadaşının anneliğin aslında bir tercih olduğunu hatırlatmak istemesine karşın...Nerde dokuz ay?Büüyk oğlu altı yaşındaydı.O hala çocuğun hayat evreleri hakkında bir şey bilmiyordu ve bilsem ne olacak sanki hayatıma yansıtamadıktan sonra? Diyordu.
Ne kadar yürek, emek isteyen bir şeydi annelik...
Ama artık hayatıyla yüzleşmek için ilk adımı atma kararı alıyordu.Kaçırdıklarını telafi etmeliydi, anneliği tekrar keşfetmeliydi.Keşfedilmeyi bekleyecek zamanı yoktu.O anneliği keşfederken eşi de belki babalığın farkına varırdı.İş hayatı onu tamamen çürütmeden Onur'da babalığının şuuruna varabilseydi...