Şükür Pastası
'Allah'a şükredelim.Bize yanılgılarımızı anlama ve onlardan dönme fırsatı verdiği için'.
Rümeysa uyku sersemliğiyle kafasını kaldırdı.
Oda akşam vaktinin getirdiği loşluğa bürünmüştü.Başı hala kütük gibiydi.Ağrısı azalmasına rağmen başında tonlarca yükün verdiği ağırlık vardı sanki. Bugün o kadarda yormamıştı kendini oysa.Dernekte bilinen rutin işlerle uğraşmıştı.Tekrar başını yastığa koydu beş on dakika sonra evin sessizliğini fark etti.Herhalde eşi Yunus gelmişti.Yoksa mümkün müydü evin bu kadar sessiz olması.Oğlu Ömer evin altını üstüne getirmiş olurdu.Hele de annesinin zayıf anlarını yakalamaya bayılıyordu.Evin sessizliğini Yunus'un işten gelişine yorarak rahatladı.Bir yarım saat daha kestirebilirdi.Hem akşam ezanı da daha okunmamıştı. Herhalde yoksa Yunus onu uyandırırdı.Hatta Yunus'a gerek kalmaz babasını taklit etmeye bayılan ufaklık başına dikilir:
-Haydı namaz, haydi namaz ! diye bağırırdı.
Tüm bunlar olmadığına göre her şey yolunda olmalıydı.Ve bu düşüncelerin rahatlığıyla yastığına iyice sarıldı.Tekrar uyandığında saatin kaç olduğunu tahmin etmek yerine, komidin üzerine saate bakmayı kıl etti.Kafasını kaldırdığında komidinin üzerindeki saatin önünde duran vişne dolu bardağa ve aspirin kutusuna gözü takıldı.O anda saatin kaç olduğundan daha önemliydi vişne suyu ve ilaç kutusu...Sevgili eşi Ömer'i oyalamakla kalmamış onu rahatsız etmeden uyandığında içmesi için vişne suyu ve ilaç bırakmıştı...
Birden:
-Aman Allah'ım ! Herhalde rüya görüyor olmalıyım ya da Yunus'un hafta sonu arkadaşlarına sözü varki bu kadar ilgi gösteriyor bana diye düşündü. Sonra da kendi kendine kızdı.Ne kadar fesat olduğunu düşündü.Yunus her zaman olmasa da arada sırada böyle jestler yapardı. Niye durduk yerde şeytanını çalıştırıyordu sanki.Bu acaba genlerle geçen bir şey miydi?Geçmişimiz ve geçmişte yaşadıklarımız böyle mi kurguluyordu bizi?Biri birine sakın bir iyilik yapmasındı ardında muhakkak bir hinlik olmalıydı.Bunu büyüklerimizden mi öğrenmiştik yoksa? Evet sebepsiz yere kimseye iyilik yapılmazdı... Semra bunları düşünürken 'Estağfurullah' ! diyerek yatağından kalktı ve meyve suyuna uzandı:
-Allah senden razı olsun canım kocacığım.Ellerin dert görmesin, diye mırıldandı.
-Elhamdülillah !
Bardağı mutfağa bırakmak için ayağa kalktı.Yunus'a fiilen teşekkürlerini sunmak için meyve suyu ikram etmeye karar verdi.Yatak odasının kapısına geldiğinde halıda bir ıslaklık hissetti.
-Aman Yunus ! Kırk yılda bir iyilik yapacağın tuttu onuda halıya mı bulaştırdın ? diye seslendi.Yine bir 'Estağfurullah' ! ile ' Yok canım bu kadar kusur kadı kızında da olur, adam güzel niyetle ikramda bulunmuş. Alır şimdi bir bez silerim'. Estağfurullah tesbihini fiilleştirdi...Elindeki bardağı antredeki dolabın üzerine bıraktı ve banyoya yöneldi.Bir bez alarak halıyı güzelce temizledi...Antrede ilerlerken çığlığı bastı:
-İnanamıyorum ya Yunus! Hadi halıyı hallettin de bu fayansların hali ne?İzleri takip ederek mutfağa doğru girdiğinde şaşkınlığı bir kat daha arttı çünkü damlalar kadar ulaşmıştı.Bunu Yunus yapmış olamazdı yapmış olsa da en azından temizlerdi.
Eeee... iyide o zaman bu marifeti kime aitti? Tam o esnada uyumadan evvel olanları hatırladı.Bu Ömer'in işiydi şimdi daha iyi hatırlıyordu.Peki ya şimdi neredeydi Ömer?Genelde Semra'nın dernekte olduğu zamanlar üst katta oturan babaannesinde kalırdı.Bugün de Semra'nın dernekten döndüğünü duymuş ve babaannesinin yardımıyla eve girmişti.Yatak odasındaki annesinin başına dikilmişti:
-Çok mu yoruldun?
-Evet Ömer.Başım da ağrıyor ne olur beni rahat bırak da biraz uyuyayım.
Semra'nın uyku öncesine dair hatırladığı tek şey buydu.Ara sıra tutan bu bağ ağrısı Semra'yı ne yaptığını dahi hatırlatmayacak hale getiriyordu.Her halde Ömer meyve suyunu ve ilacı annesinin baş ağrısı geçer diye getirmişti...
'İnşallah Ömer'i fazla terslememişimdir' diye geçirdi içinden.Önce Ömer'in odasına baktı.Şaşırdı zira odasında yoktu.Gözü odadaki saate ilişki.Saat henüz altı'ydı.Yunus'un gelmesine de bir buçuksaat vardı.Eeee peki neredeydi bu çocuk?Henüz beş yaşında bir çocuktu Ömer...Daire kapısını açamıyordu.Yukarıya gidemezdi kapıyı babaannesi açmadıysa. Ya açtıysa! Kendisi uyurken ağlamış ve babaannesi de sesine gelmiş olabilirdi. eğer böyleyse yanmıştı....İnşaallah durum böyle değildir diye düşünerek seslendi:
-Ömerrr ! Ömerrr !
Salonda TV açıktı ve ufaklık ta koltukta uyuyakalmıştı. 'Elhamdülillah ! Allah'ım sana şükürler olsun' diyerek ufaklığın yanağına bir öpücük kondurdu.Ömer gözlerini açtı ve:
-Anne meyve suyu ve ilaç işe yaradı mı? diye sordu.
-Hem de nasıl benim fındık oğlum ! diyerek sımsıkı sardı oğlunu.
-Anladım annen sen iyileşmişsin...
-Evet benim canım oğlum.Buna vesile olan senin getirdiğin ilaç ve meyve suyu.Gel bakalım şimdi baban gelene kadar seninle kocaman bir pasta yapalım ve Allah'a şükredelim...Bize yanılgılarımızı anlama ve onlardan dönme fırsatı verdiği için.
-Anne ne diyorsun ben bir şey anlamadım?! Boşver fındık !Gel seninle kocaman bir şükür pastası yapalım.
-Yaşasın ! Babam bu işe bayılacak.
-Bence de ......