Yağmurun Şahitliği
Kasabanın uzağında, kimsenin uğramadığı bir dağ yamacında, toprak bir adamın bedenini sessizce saklıyordu. Yıllar önce, Ahmet bu elleriyle kazmıştı o çukuru. Üzerine taşlar yığmış, sonra da bir daha dönüp bakmamıştı. Ama bazı sözler vardır ki insanın ruhuna işleyip orada büyür; unutmaya çalıştıkça daha da derine kök salar.
O gece, ay ışığı bile korkuyla saklanırken, Ahmet'in karşısında diz çökmüş bir adam vardı. Ölümün soğuk nefesi ensesinde dolaşıyordu.
“Beni öldürdüğüne er veya geç pişman olacaksın,” demişti o adam, sesi ne korkulu ne de yalvarır bir halde.
Ahmet silahını sımsıkı kavradı. “Seni öldürüp buraya gömeceğim, üzerine taşlar yığacağım. Bu dağ başında sana kim şahitlik edecek?”
Adam başını kaldırıp gökyüzüne baktı. “Kim bilir, belki yağmur damlaları anlatacak bana ettiğin bu haksızlığı.”
Silah patladı. Sonrasında Ahmet’in ayakları toprağa bata çıka eve döndü. Geceyi uykusuz, sabaha kadar sigara içerek geçirdi. Ama zaman, en acı gerçekleri bile unutturur gibi olur. Ahmet de unuttuğunu sandı.
Aradan uzun yıllar geçti. Hayat yoluna devam etti; evlendi, çocukları oldu. Bahçesindeki meyve ağaçları mevsim mevsim çiçek açtı. Her şey yolundaydı, ta ki bir yağmurlu günün akşamına kadar.
Pencere kenarında oturmuş, yağmurun yağışını izliyordu. Bahçede biriken suların üstünde beliren kabarcıkları fark etti. Küçük, yuvarlak kabarcıklar… Aniden, içini tanımlayamadığı bir ürperti sardı. O gece yıllar önce öldürdüğü adamın sesi kulaklarında yankılandı: “Kim bilir, belki yağmur damlaları anlatacak…”
İçindeki korku ve suçluluk, yüreğini sıkan bir pençe gibi günbegün büyüdü. Bir akşam eşi, dalgın bakışlarını fark etti. “Ne bu halin Ahmet?” diye sordu. Önce söylemek istemedi ama gözlerinin önünde dönüp duran kabarcıklar, vicdanını iyice sıkıştırıyordu. Sonunda, karısına her şeyi anlattı.
Eşi günlerce bu korkunç gerçekle yaşadı, geceleri uykusuz kaldı. O günden sonra Ahmet’le arasında görünmez bir duvar vardı. Ne zaman göz göze gelseler, Ahmet o duvarın daha da yükseldiğini hissediyordu.
Ve bir gün, evin içinde büyük bir tartışma patlak verdi. Eşiyle kardeşi arasında alevlenen kavga, Ahmet’in sabrını taşırdı. Öfkeyle silahına sarıldı ve kardeşine ateş etti. Mermi bacağına isabet etmişti ama olayın tanıkları vardı. Mahkemeye çıkıldığında, tanıklardan biri de eşiydi.
Hakim karşısında ifadesini verirken, eşi gözlerini kaçırarak konuştu. “Sadece kardeşimi yaralamadı. Yıllar önce birini öldürdü ve köyün dışındaki tarlaya gömdü.”
Mahkeme salonu bir an sessizliğe büründü. Ahmet, boynuna geçirilen ipi hissetti. Suçunun zaman aşımına uğramadığını, kaderin gecikmiş adaletinin en beklenmedik anda geleceğini anladı. Hakim kararı açıkladığında, 36 yıl hapis cezasına çarptırıldığını duydu.
Hapishane duvarları, Ahmet’in kaderiyle yüzleşmesine tanıklık etti. Yıllar önce işlediği suç, kaderin terazisinde tartılmış ve ona dönmüştü. Kim bilir, belki yağmur damlaları gerçekten de anlatmıştı her şeyi. Belki de vicdan, insanın kaçamayacağı en büyük şahitti.
Kul zulmetti, kader adalet etti. Allah, Adil-i Mutlak’tır. Mühlet verir ama ihmal etmez.