Dut Ağacının Sesi
Paslı yankılar döner,
kayıp bir ezginin içinde.
Kül olur,
kalbin en değerli hatırası.
Kızıl bir boşluk açılır,
yaralı düşlere doğru.
Ruhun zehriyle yeşeren gözyaşları,
uçurumlar aralar.
Suyun izinde kayıp bir gölge,
kaderin yaralı hatırası.
Artık hiçbir şey,
eskisi gibi olmayacak.
Göğün kırık aynası,
ışığın camdan çığlığı.
Dipsiz bir hiçliğe düşer,
en parlak ışık bile.
Boşluğa düşen bakış,
bir kor gibi söner.
Hiçlik...
ruhun isyanı.
Son bir çabayla ruhu sarar,
umudun titrek bağı.
Sessizliğin dilinde saklı,
bilinmeyen yazgılar.
Yeşilin örtüsünde silinir,
dut ağacının hatırası.
Gece çökerken düşleyeceğim seni,
hüzün kuyulara hapseder.
Ama unutma ki hayat,
bitmeyen bir özlemle sarar.
Küllerinden doğan anka gibi yükselir,
yaşamın arayışı.
Gölge dansı ve
kayıp şarkı.
Hayat sürdükçe, hiçlik ve hayat arayışı paralel gidecek sanki. Hiçleştikçe, hayat bulmak mıdır küllerinden doğup Anka' ya dost olmak inan bilmiyorum sevgili Tülay? Ama şiirin düşündürdükleri çok güzeldi. Tebrik ediyorum yüreğini, kalemini...🌾