Gitmediğim Yer Ve Küçük Ellerin
bir pencerenin ardında
tutkudan çırpınmışçasına
okşamıştım ellerini
şimdi
yüreğin demir kılıf içinde
oturuyorsun aynı yerde;
seni seyrediyorum gün boyu
hiç gitmediğim o yerde,
mutluluklar ülkesinde
tüm yaşantımın,
derin sessizliği var gözlerinde
bir şey var; içine gömen beni
bir şey
dokunamayacağım kadar
yakın bir şey
kolayca açar beni
en ürkek bakışın
kapamış da olsam demir parmaklıklar gibi
kollarımın arasına kendimi
yaprak yaprak açarsın beni
baharın dokunup açışı gibi ilk gülünü
ya da beni kapatmaksa muradın,
ben ve hayatım kapanırız güzelce, birden
karın her yöne özenle inişini
düşleyen toprağa inat;
beyaz örtüyü delip geçer bağrımda kardelen
dalında çatlamış bir nar gibidir dudakların
dokunduğumda kanayıverecek
yüreğimin kazanlarından kokusu yayılan
dil olmuş ağzın,
fokurdadıkça beni konuşan
parmakların, sapları sanki kır otlarının
iyileştirir o ülkenin yaralarını
yeşil bir ışık aralar
göğüs çadırımın kapısını
kayaların içinde çiçeklenen
bir zakkum gibi açılır gözlerin
bir ben görürüm onları,
böyle, baktıkça gökleri boyarken
gördüğümüz hiçbir şey bu ülkede
erişemez gücüne sonsuz inceliğinin:
yapısının renkleriyle beni bağlayan,
öldüren, hiç durmadan, her nefese
bilmiyorum nedir bu sendeki sır
bu kapayan ve açan;
yalnız anlıyor içimde bir şey
gözlerinin sesini güllerden derin olan
kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri
şiir güzel, ses güzel, finaldeki şarkı sözü güzel...
bir tek kayıt yeterli değil sanırım...