İstasyon
Dalgaların sesi aldırmadan bekçinin düdüğüne
Sahile vuruyordu kaybolmuş insan hikayelerini
Haydarpaşa Garı' nda derin bekleyişler
Yerini hızlandırılmış insan gürültüsüne bırakıyordu
Kimse kimseyi duymuyordu
Keçeden abasıyla yorgun siyahi hamal
Silip alnındaki terleri uzanıveriyordu bir banka
O da denizin dalgaları gibi umarsızdı
Sadece düşlerinde yakaladığı anlardı mutluluk
Belki de o anlarda sevdiği kızı istemeye giden bir köy ağasıydı
Bütün köy emrine amadeydi
Ağaların ve kölelerin alın yazılarını siyah tren rayları çiziyordu adeta
Eli yüzü kömür renginde bir çocuk
Abi cila atayım mı diye bağırıyordu önünden gelip geçenlere
Sahi neyi parlatacaktı yüzü yorgunluktan simsiyah çocuk
Yokluksa yokluk zulümse zulüm
Kötülüğün haddi de hesabı da demiryollarına yazılmıştı
Üstünden geçenlerin bilmediği bir şekilde
Kayda alınmıştı bütün insafsızlık
Kocaman şehrin kundurasızlığı
Yalınayak düşlerim-d-e dokunuyordu
Bir şiiri örer gibi İstanbul' u yaşamak
Bir şehri bulduğunu sanıp içinde kaybolmak gibiydi
Taşı toprağı altın diyenlerin
Maden işçiliğine saygıyla eğilirken yüreğim
Omzunda iple sarılı yastık yorgan taşıyan adamların adamlığı
Diz çöktürüyordu benliğime
Tahta bavul elimde gitmekle kalmak arasında
Merdiven basamaklarını sayıyordum bilmediğim bir tarihte
İçimde nefes alıp veren binlerce gurbet kuşunun çığlığı duyuluyordu
Boya sandığını kaptığım gibi
Rengarenk hayatlar arıyordum İstanbul sokaklarında gardan habersiz
Dipsiz bir kova gibi sürekli dolup boşalıyordu İstasyon
Hayır hayır sürekli azalıyordu şehre düşen alın sayısı
Taşlardan kader toplarken buluyordum kendimi
Alınıp satılacak gibi değildi içimi saran amansız keder
Yine de Kapalıçarşı' da bir antikacı dükkanında alıyordum soluğu
Anlattıkça değerlenir diye hikayeler
Bir ümit yüreğimi cigara kağıdına sarıyordum
Tüttükçe şehrin izmaritlerine karışıyordum ben de
Yaşamak bu kadar zor olmamalıydı diyorum son tütüşte
Üç beş kuruşa tav olmamalıydı kocaman şehirde insanlık
Bu kadar çabuk olmamalıydı kayboluşlar
Haydarpaşa Garı' nda oturmuş İstanbul'u bekliyordum
İstasyon şefinin düdüğü duyuluyordu denizin umarsızlığında
Yüreğim dalgalanıyordu, doğuyla batı arasında
Yüreğim, eziliyordu onlarca vagon arasında
Banktaki hamal bir anda uykusundan uyanıp kirli sarığını düzeltiyordu
İstanbul' la yaptığı nişanı her rüyadan sonra yeniden bozuyordu
Sulara atılmış binlerce yüzük
Ve yüzükleri balıkların yuttuğuna inanan kocaman bir masal gibiydik
Biz İstanbul'la
Haydarpaşa Garı'nda
İki sevdalı gibiydik...
İstasyon bana uzak yol türkülerini anımsattı. Özlemle birlïkte yalnızlığı ve aynı zamanda kavuşmayı.
Hangi pencereden bakarsam bakayım hikaye tadında kendini adımlayan bir eserdi.
Hani böyle uçsuz bucaksız dalarsın ya düşüncelere
Öyle naif Öyle içten Öyle de sevgi dolu
Tebriklerimle güzel yüreğe Selamlar,
https://www.youtube.com/watch?v=DnHRfbohZ10&ab_channel=