Kırık Gülüşler Şehri
Nefesin sesleştiği kof sığlıkta,
Göğü yokladı dalgınlığın isi...
Aynalar yabancı, suretim kayıp bir masal.
Kaldırımların yüz doğurduğu yolda,
Mahşer itilişi,
Öteki bir yalnızlığa buz salkımı.
Her adımda, uçurumun kenarında düşmekle kalmak arasındayım.
Eğreti değişmenin ninnileştiği kesilmelerde,
Ayaklarım hâlâ iyiler...
İyi olmak, yorgun bir savaşçının son sığınağı.
Gözümün öz yangınında havada eriyen çocuklar,
Suskunluğun yatağında bilmez yaşımı.
Yaşım, aynalarda kaybolmuş bir hatıra, zamanın unuttuğu şarkı.
Döner gidenlerin sofrasıyla başımdaki uykuya...
Ki, karanlığın renkli kuşlarla uçtuğu seste,
Boşluğa ısmarlanan evler,
Hayallerin peşi sıra...
Ruhumun haritası, kaldırımların çatlaklarında kaybolmuş
Silinen zaman saatlerinden sakınıyorum denizleri,
Gün akşamlara yanaşan gülün içimdeki hüznü.
Sancılı sayıklamalarla yüzümün göçebesinde,
Dışarıya çıksa şehir,
Dağılır korkular bir hayli uzağa...
Sessizliğin yankısı, yalnızlığın soğuk nefesiyle dans ediyor.
İlkin yağmurları alırım ellerinizden,
Bir annenin ağacına...
Sonra küçük depremleri omuzlardan,
Açılır yollar aklımın ayarındaki yokuşa.
Kışkırır kendime bakan sağanaklar.
Ey kentin gürültü kokan aynası,
Düşte ve dilde sağ bir yüz...
Ölümü yendiğimizde,
İyidir yan yana olmamız,
Çünkü, kırık gülüşlerde hep bir şeyler eksik...
Karanlığın merdivenleri sabaha çevrildiğinde,
Düşecek düşmeler en derinlere...
Ve kalkacak ortalık rüzgâr geldiğinde,
Ellerimizde boş kafes.
Ellerimizde kanatlanmaya hazır ve nazır kuşlar olsun mu? :)
Sevgimi bıraktım kalemin ruhuna, Şairim.
Selam, saygı ile.