Tahammül Fermanı
bırak gündüzü
kendi rüyasında bile
kaç kere ağlatabilir ki anasını bir evlat
babasının gördüğü kaç kâbusta hortlar
iki eli kanlı cani bakiyesi gibi
sırf bu yüzden diyorum ki bazen
anne ve babamın bir anlık günahlarına
ceza olarak mı geldim acaba
bu cüzzamlı
bu hummalı dünyaya
bahtsızlığımın mimarı
katlimin ilamı mıdır
beni ezip duran bu dikenli mengene
beni kül etmek için ant vermiş yemin etmiş
içimde harıl harıl yanıp duran bu çingene ateşi
nedir ki günahım
reva mıdır bana
kafamın içinde halaya durmuş
bu kampana korosu
bu sûr konçertosu
yetmezmiş gibi
anama babama ettiklerimin sırtımı deşen ahı
ruhumun bedenimle kavuştuğu kavşakta
ayrı düşmüşüm sevdamdan
kucağına düşmüşüm kahrın
hem de
analar üstünü örtüyorken evlatlarının
babalar abdest alıp namaza durmak
demli bir çay içip işe gitmek için doğrulurken yatağından
bir bebe bomba seslerine inat gülüyorken rüyasında
polis telsizlerinde eşkali tarif edilip
bekçiler köşe başlarında pusuda beklerken
bir zanlıyı
okul çantasını sırtına atıp
gocuğunun kapüşonunu başına geçirmiş
bir köyden diğerine yola düşerken kara kışta bir kardelen
göz boyasın diye fırça çekiyorken bir çocuk boya sandığına
saçlarını sevgilisinin yüzüne sürüyorken
son kez sevişen bir kadın
yaşlı bir teyze kocasının soluklarını sayıyorken
ha öldü ha ölecek diye
gece ve seherin o buluşma vaktinde terk edilmiş
kendi ölümüne
kendinden başka ağlayanı olmayan
Araf'ta kalmış mümine dönmüşüm
yolu cehennem olan
şadırvan görmemiş
abdestsiz meczubum oysa
ne din bilirim
ne kutsal
ne iman
hatta
hayli vakit olmuştur boyumu geçeli
içimdeki çocuğun gölgesini yitirdiğim
hayli vakit olmuştur
içimdeki yetim kuşlara şefkat göstermeyeli
oysa
bayramlarda
halaoğlunun eskisini giyen çocuktum ben
anası üzülmesin diye yalandan yere gülümseyen
için için mahcup
utanç içinde
gittikçe sessizleşen
şimdi
Nuh tufanında
yüzerek karaya çıkmış kadar yorgun ve terliyim
yüzümü unutmuşluğum kadar eskidir sandukam
ellerimde
gidişinin kuru ayazı
avazımda ayak sesinin
uğultusu var yâr
kefen niyetine sarmışım başıma
ayağımı tökezleyen tüm ahlarımı
giymişim üstüme
evliya hırkası niyetine
yuğ artığı o kesif yetim soluğumu
herkesin kaçtığı o son vagona
son anda son adımını atmış gibi
istim üstündeyim her an her daim şimdi
sırra kadem basmaya ramaktayım
yitip gideceğim
Kays misali
harlı kızıl çöllerde
" " "
duy sesimi
duy ey yâr
duy bu virane gönlün sığındığı yegâne dergâh
duy bu yitik ömrün tahammül fermanı
duy beni
uzan
tut ellerimi
yoksa kül olacak
sensiz can evim
" " "
...
Şiir avaz avaz bir fısıltıydı yarin kulağında. Duydu mu ya da duymak istedi mi bilinmez ama; emek, çaba, sevgi kayda değerdir her zaman için. Emeğinize saygılar. Tebrik ediyorum. O çocuk mahcubiyetini hissettim, eski bayramlara gidip.