Tozlanmayan Anılar
Cılız bedenlerimizden düşerken yere gölgelerimiz
Ayağımızdaki beyaz naylon ayakkabımıza takılırdı gözlerimiz
Dokunurdu demir tokaları tenimizde olurdu ince bir sızı
Büyümemize inat aynı kalır kıvırtırdı parmaklarımızı
Kocaman tahta çantalarımız vardı içi defter kitap dergi
Yorulurdu kollarımız eklemlerinden uzardı sanki
Bazen rast gelirdi fayton arabası koşar asılırdık arkasına
Farkına varırdı sürücücü davranırdı hemen kırbacına
Yol uzun okul uzak yürümekle bitmezdi çilemiz
İlk derste yorgunluğumuz son derste acıkma hissimiz
Düşünürken şimdiden çalacaktı birazdan azat zili
Aynı ayakkabı aynı yol yürüyecektik aynı menzili
Varınca bağ evimize azıktan öte görevimiz hazırdı
İki koyuna esir düşer biz usanırken otlatırdık onları
Hafta biter sevinir Pazar gününü tatil sanırdık
Bahçe çapalanacak sulanacak denirdi havamızı alırdık
Sapı boyumuzdan uzundu çamuruyla ağır gelirdi kürek
Kesilince suyumuz giderdik komşu bahçelerinden çekinerek
Dinlenmek neyimize eşinirdik toprakta kabala almış gibi
Çapa yorardı beceremezdik darp ederdik fideleri
Birimiz elma atardı üç ayaklı ahşap merdivenden
Yakalayıp havada sepete koyardık düşürmeden
Doymadan uykuya kalkardık erkenden erikler silkelenecek
Tutardık sergen ucundan başımıza dökülürdü börtü böcek
Eriklerin elmaların toplanacak dibine düşenler
El arabasının kollarına nasıl uzansın bizim küçük eller
Biraz götürür biraz sürükler neylesin bu neferler
Akşama birikir yorgunluk yatmalı yakılmadan fener
Boz bir eşeğimiz vardı uzun kulaklı
Yüklenirdi küfeler sepetler oturacak yer mi kaldı
Kaldırılıp bindirirlerdi üzerine otururduk eğreti
Bacakları dolaşırken hayvanın istikametimiz sebze hali
Dedemiz haytalık yapsak akşama şikâyet ederdi
Babamızın kocaman avucundan yeller sert eserdi
Okulda başarmak bahçede işleri yarım bırakmamak
Daha işimiz var yaz tatilinde dükkân da çalışılacak