Trajik Senfoni La Turca /Tiyatro

Trajik Senfoni La Turca /Tiyatro

"Nur Ateşiyle Cehennem", şiirin karanlık labirentlerinde kaybolanlar için bir çağrıdır! Aşkın kutsal ateşiyle yanan, acının sanata dönüştüğü bu görkemli tiyatro eseri, seyirciyi kırık aynaların içindeki sonsuzluğa, zamanın eriyen buz heykellerine ve Prometheus’un çaldığı ateşin sırrına davet ediyor. Şairin mürekkep lekeli tomarlarından fışkıran dizelerle örülü bu yolculukta, aşk hem bir cehennem hem de cennetin kapısı olacak. Sahnedeki her kırık ayna parçası, izleyicinin kendi yansımasını sorgulayacak. "Acı çekmek şiir midir? Yoksa şiir, acının ta kendisi mi?" Soruların cevabı, perde kapandığında bile zihninizde yankılanacak…



NUR ATEŞİYLE CEHENNEM

(Tiyatro)


PERDE I, SAHNE I:

(Karanlık bir sahne. Yıldızların titrek ışığı altında ŞAİR, elinde mürekkep lekeli bir tomar, yalnız durur. Sahnede kırık bir ayna ve eriyen mumlar.)

ŞAİR:

Dudakların kızıl bir tılsım, Tanrı’nın yayında parlayan ok!

Bakışın kılıç, sözünse kanun…

Dilin, karanlığı yırtan bir şimşek,

Zaman, billur boynunda eriyen buzdan heykel!

Gözlerin girdap, ruhumu çeken uçurum,

Şair erir, mumun dilinde bir pervane.

Gece yarısı şafağı parçalarken pençesiyle,

Hüznün yaprağı düşer… Takvim, yalnızlığın kitabı.

(Gölgeler dalgalanır. AŞK, ışıktan bir zırhla sahneye gelir.)

AŞK: Kadına selenir,

Üşüyen bedenini ısıtmaya geldim,

Ateş değil, sözcüklerin közünü getirdim.

Utangaç bakışın duvara yaslandığı an,

Bacakların mermer kasırga, kıvrımların destan!


PERDE II, SAHNE I:

(Vitraylardan lacivert ışık. KADIN, saçlarına dolanmış zincirlerle girer. Elinde kırık ayna parçaları.)

KADIN:

Saçlarım geceyi boğan bir nehir…

Dokunuşum zehir, terim tuz.

Dudaklarım gül değil, dikenli bir itiraf,

Bedenim, kutsalı yakan meşale!

ŞAİR: (Avuçları kanlı, diz çöker)

Ey gonca! Cehennemin koynunda kül olayım,

Şafak, terli çarşaflarda bir ihanet.

Bu dünya, ciğerimi söken kanca

Ama alevlerinde ararım ilahi isyanı!

KORO: (Gölgeler fısıldar.)

"Aşk şiirdir" diyenler utansın!

Nur ateşi, yalnızlığın dumanıyla boğulur.

Eller nasır, saçlar kırık ayna,

Şiir, yüreğin çatlaklarında inilti…

(Mum titrer, sahne kararır. ŞAİR yumruğunu göğe kaldırır.)

ŞAİR:

İşte şiir budur: Küllerinden doğan çığlık!

Yazılmaz kâğıda, kazınır ruhun mermerine.

Gonca da yansa, zaman da donsa,

Şiir, aşkın avucunda kanat çırpışı!

(Mum söner. Sessizlik.)


PERDE III,

(Tam karanlık. Gökyüzünden düşen bir yıldız patlar. Işık hüzmesi ŞAİR’in üstüne düşer. Sırtında kanat izleri belirir.)

ŞAİR: (Gürlercesine)
Bu şiir, insan değil, ateşten ilah!
Dudaklarımda yıldız tozu, sözlerim kaderin mühürü.
Bakışım fırtına, kalbim Prometheus’un çaldığı kor!
Zaman, diz çöker billur boynumun önünde…

(KADIN, sahnenin karanlık köşesinden çıkar. Diz çöker, ellerinde kırık ayna parçaları.)

KADIN: (Titreyerek)
Ey göklerin dilinden dökülen söz!
Aşkın hançeriyle deldim kalbimi,
Güzelliğim yalan, bedenim kırık ayna…
Şiirinin ateşinde yandım, küllerimle geldim.

(Ayna parçasını ŞAİR’in ayaklarına bırakır.)
Affet beni, ey ateşin ve nurun şairi!
Aşkı küçülttüm, sen cehennemi cennete çevirdin.
Diz çöküyorum, bu ayna senin olsun
İçinde yansıyan, artık senin sonsuzluğun!

ŞAİR: (Avucunu Kadın’ın başına koyar)
Kalk! Aşkın kendisi af dileme…
Sen ki cehennemimi nurla doldurdun,
Kırık aynalar, şiirimde bütünlendi.
Git, kalbimdeki taht sonsuza dek senin!

(KADIN, gözyaşları içinde buharlaşır. ŞAİR’in avucundan ışık yayılır. Sahnede dev bir mermer heykel belirir. Kaidesinde yazar: "AŞK, DİZ ÇÖKEN VE AFFEDENDİR.")

KORO: (İlahi bir sesle)
Şair, göklerin yazdığı destan!
Aşk, diz çöktü, nur ateşine boyun eğdi.
Eller yıldız, saçlar samanyolundan tül,
Şiir, ölümsüzlüğün tahtında taç!

(Sahne aydınlanır. Perde kapanırken, heykelin gözlerinden bir damla yaş süzülür.)


PERDE III, SON SAHNE: gölge olarak tekrarlanır, film şeridi gibi arka planda.

(Tam karanlık. Gökyüzünden düşen bir yıldız patlar. Işık hüzmesi ŞAİR’in üstüne düşer. Sırtında kanat izleri belirir.)

ŞAİR: (Gürlercesine)

Bu şiir, insan değil, ateşten ilah!

Dudaklarımda yıldız tozu, sözlerim kaderin mühürü.

Bakışım fırtına, kalbim Prometheus’un çaldığı kor!

Zaman, diz çöker billur boynumun önünde…

(KADIN, sahnenin karanlık köşesinden çıkar. Diz çöker, ellerinde kırık ayna parçaları.)

KADIN: (Titreyerek)

Ey göklerin dilinden dökülen söz!

Aşkın hançeriyle deldim kalbimi,

Güzelliğim yalan, bedenim kırık ayna…

Şiirinin ateşinde yandım, küllerimle geldim.

(Ayna parçasını ŞAİR’in ayaklarına bırakır.)

Affet beni, ey ateşin ve nurun şairi!

Aşkı küçülttüm, sen cehennemi cennete çevirdin.

Diz çöküyorum, bu ayna senin olsun

İçinde yansıyan, artık senin sonsuzluğun!

ŞAİR: (Avucunu Kadın’ın başına koyar)

Kalk! Aşkın kendisi af dileme…

Sen ki cehennemimi nurla doldurdun,

Kırık aynalar, şiirimde bütünlendi.

Git, kalbimdeki taht sonsuza dek senin!

(KADIN, gözyaşları içinde buharlaşır. ŞAİR’in avucundan ışık yayılır. Sahnede dev bir mermer heykel belirir. Kaidesinde yazar: "AŞK, DİZ ÇÖKEN VE AFFEDENDİR.")

KORO: (İlahi bir sesle)

Şair, göklerin yazdığı destan!

Aşk, diz çöktü, nur ateşine boyun eğdi.

Eller yıldız, saçlar samanyolundan tül,

Şiir, ölümsüzlüğün tahtında taç!

(Sahne aydınlanır. Perde kapanırken, heykelin gözlerinden bir damla yaş süzülür.)

(Perde yeniden açılır. Ve şair şiiri okur).


"NUR ATEŞİYLE CEHENNEM"

(Ölümsüz Şiir)

I.

Dudakların kızıl tılsım, Tanrı’nın yayında parlayan ok,

Bakışın kılıç, sözünse kanun…

Dilin, karanlığı yırtan şimşek,

Zaman, billur boynunda eriyen buzdan heykel!

Gözlerin girdap, ruhumu çeken uçurum,

Şair erir, mumun dilinde bir pervane.

Gece yarısı şafağı parçalarken pençesiyle,

Hüznün yaprağı düşer… Takvim, yalnızlığın kitabı.

II.

Üşüyen bedenime ateş değil, sözcüklerin közünü getirdin.

Bacakların mermer kasırga, kıvrımların destan!

Saçların geceyi boğan nehir, dokunuşun zehir,

Bedenin, kutsalı yakan meşale!

Ey gonca! Cehennemin koynunda kül olayım,

Bu dünya ciğerimi söken kanca

Ama alevlerinde ararım ilahi isyanı!

III.

"Aşk şiirdir" diyenler utansın!

Nur ateşi, yalnızlığın dumanıyla boğulur.

Eller nasır, saçlar kırık ayna,

Şiir, yüreğin çatlaklarında bir inilti…

Küllerimden doğan çığlık! Yazılmaz kâğıda,

Kazınır ruhun mermerine.

Gonca da yansa, zaman da donsa,

Şiir, aşkın avucunda kanat çırpışı!

IV.

Bu şiir, insan değil, ateşten ilah!

Dudaklarımda yıldız tozu, sözlerim kaderin mühürü.

Kalbim Prometheus’un çaldığı kor!

Zaman, diz çöker billur boynumun önünde…

Güzelliğin yalan, bedenin kırık ayna,

Şiirimin ateşinde yandın, küllerinle geldin.

Affet dedin… Aşkın kendisi af dileme!

Kırık aynalar, şiirimde bütünlendi.

V.

Şair, göklerin yazdığı destan!

Aşk, diz çöktü, nur ateşine boyun eğdi.

Eller yıldız, saçlar samanyolundan tül,

Şiir, ölümsüzlüğün tahtında taç!

Git, kalbimdeki taht sonsuza dek senin…

Bir damla yaş süzülür mermerden:

"Aşk, diz çöken ve affedendir."

Şair şiiri okuduktan sonra

Kadın Şarkıyı söyler.

NUR ATEŞİYLE CEHENNEM

(Şarkı Metni)

Nakarat:

Aşk bir cehennem, nurla yanan…

Dudakların şimşek, sözlerin ferman!

Zaman erir billur boynunda,

Şiirim sonsuz, ben ateşten ilah!

Kıta 1:

Dudakların kızıl bir tılsım, Tanrı’nın oku,

Bakışın kılıç, kalbimi deldi yokuş yokuş.

Gece yarısı şafağı parçalarken pençen,

Takvim yaprağı düştü… Hüznüm bir kara bulut.

Nakarat:

Aşk bir cehennem, nurla yanan…

Dudakların şimşek, sözlerin ferman!

Zaman erir billur boynunda,

Şiirim sonsuz, ben ateşten ilah!

Kıta 2:

Saçların geceyi boğan bir nehir,

Dokunuşun zehir, terin tuz… Bedenin meşale!

"Affet!" dedin, kırık aynanda paramparça,

Aşkı küçülttün, ama şiirim cennete çevirdi cehennemi.

Nakarat:

Aşk bir cehennem, nurla yanan…

Dudakların şimşek, sözlerin ferman!

Zaman erir billur boynunda,

Şiirim sonsuz, ben ateşten ilah!

Köprü:

Prometheus’un koru yüreğimde yanar,

Gözyaşım mermer heykelde bir damla…

Ellerim yıldız, saçlarım samanyolu,

Şiirim, ölümsüzlüğün tahtında bir taç!

Nakarat (x2):

Aşk bir cehennem, nurla yanan…

Dudakların şimşek, sözlerin ferman!

Zaman erir billur boynunda,

Şiirim sonsuz, ben ateşten ilah!

Outro:

(Son nota eşlik eden fısıltılar)

"Aşk, diz çöken ve affedendir…

Bir damla yaş, bir ömürlük çığlık."

MİSTİK SON SAHNE:

(Perde yeniden açılır. Sahne tamamen boş. Ortada tek bir mum yanar. Mumun ışığında ŞAİR ve KADIN'ın silüetleri belirir. İkisi de yüzleri görünmeyen, ışıktan bedenler halindedir. Arka planda ezgisel bir uğultu yükselir.)

ŞAİR: (Rüzgâra karışan bir sesle)

Zaman öldü… Aynalar bütünlendi.

Küllerimiz yıldız oldu, ateşimiz Samanyolu'nda bir nehir.

KADIN: (Gölgelerle dans ederek)

Affetmek, sonsuzluğun ilk adımıydı.

Şimdi cehennemimiz, gökyüzünün koynunda bir yuva.

(Mum aniden söner. Sahnede yalnızca iki yıldız kalır. Yıldızlar yavaşça kayarak birleşir ve tek bir ışık halesine dönüşür. Perde sonsuza dek kapanır.)

PERDE III, ALTERNATİF SON SAHNE:

(Sahne, bir kütüphanenin tozlu rafları ve dağınık kağıtlarla dolu bir çalışma masası. Duvarda asılı kırık bir ayna, parçaları masanın üzerine serpilmiş. ŞAİR, masada yazarken, kapı yavaşça açılır. KADIN, elinde eski bir kitap ve bir demir çekiçle girer. Işık, ayna parçalarından yansıyarak sahneye yıldız desenleri çizer.)

KADIN:

(Sesi titreyerek, kitabı masaya bırakır)

Şiirlerin... Cehennemi dondurdu.

Her mısra, kalbime saplanan bir buz kılıcı.

Ama bu kitap (Elleriyle kitabın kapağını okşar)

Senin ateşinle yazılmış bir itiraf:

"Aşk, kırılan aynayı çekiçle düzeltmektir."

ŞAİR:

(Kadın'a yaklaşır, çekici alır)

Buz değil, ateşle dövülür ayna!

Her kırık parça, yeni bir şiirin kapısı.

(Gözlerini Kadın’a diker, çekici havaya kaldırır)

Yıkalım mı bu kitabı? Yoksa

KADIN:

(Şair’in elini durdurur)

Döv! Ama kelimeleri değil, sessizliğimi döv.

Çekicin sesi, şiirimiz olsun!

(Ayna parçasını masaya koyar. Şair çekici indirir. Ayna parçalanır, ses sahneyi doldurur. Her kırılma anında, duvardaki boş çerçeve ışıkla dolar.)

KORO:

(Gölgeler, çekiç seslerine ritim tutarak)

Aşk; kırılan, dövülen, yeniden doğandır!

Sessizlik, çekiçle şekil alan bir mısra...

Ayna paramparça, şiir kusursuz!

(Son vuruşta, duvardaki çerçevede bütün bir ayna belirir. İçinde Şair ve Kadın’ın yan yana yansıması görünür. Kadın, parçalanmış kitabın sayfalarını toplar ve Şair’e uzatır.)

KADIN:

(Sayfaları tutuşturur, alevler yükselir)

Yaktım cümlelerimi artık senin sözlerinle yanıyorum.

Aynada bir değil, bin Şair, bin Kadın var...

(Sahne kararır, yalnızca yanan sayfaların ışığı ve aynadaki sonsuz yansımalar görünür.)

ŞAİR:

(Sesi alevlerle iç içe)

İşte şiir: Yok edilen her yalan, doğuran bir hakikat!

Küllerimiz (Aynaya dokunur)

şimdi aynı ışıktan dökülen binlerce kelime...

(Perde, aynadaki yansımalar sonsuzlaşırken kapanır. Son ses: Çekiç darbelerinin yankısı.)

PERDE III, ALTERNATİF SON SAHNE 2:

(Sahne, yanmakta olan bir şiir tomarıyla aydınlanır. ŞAİR ve KADIN, birbirine bakan iki heykel gibi hareketsiz durur. Aniden, yıldız projeksiyonları bedenlerinden yayılır. Koronun sesi uzay boşluğunda yankılanır.)

KORO (DİJİTAL BİR SES):

Şiir atom oldu… Aşk, kuantum dansı!

Her kelime bir galaksi, her mısra bir kara delik.

(ŞAİR ve KADIN’ın bedenleri yıldız tozuna dönüşür. Sahnenin zemini cam bir ayna olur ve üzerinde yıldız haritaları belirir.)

ŞAİR (YANKILANARAK):

İşte cehennemimiz: Sonsuzluğun koynunda bir nokta!

KADIN (GÜLÜMSEYEREK):

Aynanın içinde kayboldum… Ama şiirin sınırı yok.

(Projeksiyonlar söner. Sahnede yalnızca cam ayna ve üzerinde "NUR" yazısı kalır. Perde kapanır.)

ALTERNATİF SON SAHNE: "ZAMANIN ÖTESİNDE BİR KÖPRÜ" Paralel Evrendeki Son sahne.

(Perde açılır. Sahne, sonsuz bir boşlukta asılı duran kum saatleriyle kaplı. Her kum saati içinde ŞAİR ve KADIN’ın farklı zamanlardaki halleri görünür: Biri çocuk, biri yaşlı, biri delikanlı. Ortada, yüzü olmayan bir FIGÜR durur; bedeni gökyüzü haritasıyla kaplı.)

FIGÜR: (Ses yankılanır.)

Zamanın kumları aktı…

Aşk, şiirin sınırlarını yıktı.

Şimdi seçin: Ya kum olup dağılacaksınız,

Ya da ateş olup yeniden doğacaksınız!

ŞAİR: (Kum saatinin içinden, çocuk haliyle konuşur.)

Ben daha oynamadım!

Kelimelerim tomurcukken koptu…

Aşk nedir bilmeden yandım.

KADIN: (Yaşlı haliyle, kırık aynayı tutar.)

Ben affetmeyi öğrendim,

Ama unutmayı asla…

Her kırık, yeni bir şiir doğurdu.

KORO: (Kum saatlerinin sesiyle karışık.)

Zaman ölüdür!

Aşk, kum tanelerinde saklı.

Şiir, sonsuzluğun dilidir.

FIGÜR:

Öyleyse kum saatlerini kırın!

Zamanın zincirlerini parçalayın.

(ŞAİR ve KADIN, tüm halleriyle aynı anda kum saatlerine yumruk atar. Camlar kırılır, kumlar boşluğa saçılır. Kum taneleri yıldızlara dönüşür.)

ŞAİR ve KADIN: (Tek ses.)

Biz artık ne külüz ne ateş…

Kumun, yıldızın, şiirin ta kendisiyiz!

(FIGÜR’ün bedenindeki gökyüzü haritası parlar. Sahne, Samanyolu’nun tam ortasına dönüşür. İkisinin silüetleri galaksinin merkezinde kaybolur.)

KORO: (Fısıltıyla.)

Aşk, zamanın ötesinde bir köprü…

Şiir, köprünün altında akan nehir.

Ve insan?

Sadece bir kum tanesi.

(Perde, yavaşça kapanır. Son görünen şey, boşlukta süzülen tek bir kum tanesidir.)


,,,,,Eleştirilerinizi ve alternatif kurguları memnuniyetle karşılarım. Teşekkürler.

29 Mart 2025 441 şiiri var.
Yorumlar