Danışıklı Dövüş
Sen gideceksin,
Ve ben kanayacağım ardından.
Bir tünelin içinden geçerken düşünülen en son şeydir aslında ışık.
Karanlığa hapsedilen her göz, korku ve hayal arasında kalır
Ve aklından geçen her şey önce olasılıkta süzülüp geçer.
Zihin ile yer değiştiren en derinlerdeki bağışıklık,
Vakti olursa orada biraz bekler
Ve 'hayatın film şeridi' denen organında tadını çıkarır;
Yoksa süzülür bir anda ve karanlıkla biter.
En güzel son bile son olduğu için ne denli güzeldir bilemeyiz,
Biz, hayattan geçip gidenler; biz, lâbirentin çıkışını arayanlar.
Ölmek istemiyorum şimdiden,
Bir piyanistin nahoş tuşları üzerinde olmak,
Gözlerini kapattığında ulaşamayacağı hayatıma seslenişini;
Ne de nüansını kaybetmiş bir hayatın, aşkın içinden...
Bu şarkıyı en içten şekilde söylerdim ancak
Kapattığımda göz kapaklarımın üzerine çöken sözlerini
Bakire düşüncelerini, infilak eden hayallerini,
İçi geçmiş bir hayatla iç geçirmeyi ve elbette güzel sonunu istemiyorum.
Eğer bir hikâye olsaydı dillendirilen
Yine de bir aşka dokunmak istemezdim eldivenli.
Gözyaşlarını tatmak olurdu oysaki asıl sarhoşluğum,
Bu dünyadan gerçekten o zaman gidebilirdim ben.
Bu cenaze fazla yersiz, kelimelerim için olmalı bu yüzden.
Bu çiçeklerin hepsinin önemsenmemiş, sulanmamış
Ve kurutulmuş; en kötüsü hiç anıyla yüklenmemiş olmasının sebebiyim ben
Hayat hikâyelerde anlatıldığı gibi değil diyemem, doğrudur 'bir varmış...'
Şakağımdadır izi çoçukluğumun.
Ne çok yaramaz idim, ne çok sessiz-sakin.
Şimdilerde anlam yükleyebiliyorum,
Hiçbir zaman düşüp yaralamadım, incinmedim.
Bir kurşunun yarasıdır, anımsıyorum.
Ama belki zaman'ın elinden,
Yelkovanın olup bitene 'dur' deme isteğiyle kadere sıktığı,
Nişancılığının ne denli kötü olduğunu belli eden,
Akrebe nasip olmayan, şimdi şakağımın yarası.
Ama belki, kim bilir, belki senin elinden,
Düşüncelerinin olup bitene telaşla anlam verememesiyle,
Nişancılığının ne denli iyi olduğunu gösteren,
Hayatıma renk katarak geçmişle yaşama sebebim olan yara iziyle.
Ve ben hayatımın bu evresine
'Kırmızının hangi renk olduğunun öğretisidir' bile diyemem,
Bir başka ölüm korkusu kol gezerken içimde.