İsim/siz
Bir eski masaldır dönüp durur başımda
Sesinde tozlar, tortular
Nefesinde ayrılığın sancısı vardır.
Masalın sonu;
Kabuğu soyulmuş domatesler,
Kekiklenmiş zeytinler
Ve gülümseyen suratlardır.
Bir şey gelip oturuyor böyle göğsüme
Düğüm düğüm oluyor sözcükler.
Anlatacağım; çıkmıyor bir türlü heybemden kelimeler.
Özlediğim bir zamandı şiirin girişi,
Şahane bir çocukluk sahnesi.
Seni tanımamıştım henüz,
Okumayı öğrenmemiştim daha,
Şiir yazmak şöyle dursun
İki dağ ortasından o güneşli şelaleyi çiziyordum anca.
Hep aynı dağ, hep aynı güneş, hep aynı şelale...
Kahverengi, sarı, mavi.
Kahverengi bir öğle sonrası aklımda;
Hava ne sıcak ne soğuk,
Sen ne varsın ne yoksun,
Bir aralık geçmişim önünden o deniz kıyısında,
O an düş/müşsün fikrime,
Bakkala gidiyorum sigaram azalmış, şarabım bitmiş.
Geriye dönerken bir gül düşürmüşüm önüne,
Bir gül/müşsün yüzüme içim ışımış.
Sarı bir yaprak koptu daldan,
Epey vakit süzüldü havada.
Gece yarısıydı, kafam ayıktı, yalnızdım,
Sonra sen aradın, sesin bulanıktı, yalnızdın.
Kapattık telefonu, ben bir sigara yaktım; seni bilmem,
Sabaha karşıydı, yanaklarım ıslaktı, yalnızdık.
Sarı bir yaprak daha koptu daldan; mevsim sonbahardı.
Boğaza nazır oturdum rengi mavi,
Gemileri, yelkenlileri, dalgaları, martıları,
Hiçbirisi görmedi beni.
Aldırmadım, şiire durdum düşledim seni,
Ellerini, gözlerini, dudaklarını, saçlarını,
Hiçbirini unutamadım, sahi.
Sahipsiz bir şarkı eskir durur kulağımda;
İçinde dağlar, güneşler, şelaleler,
Kahverengi günler,
Sarı yapraklar,
Mavi denizler.
İçimde;
İsim/siz büyüyen şiirler.
16.11.2011 Üsküdar