Keşke
Sen şeklini koymuşsun İstanbul'un göbeğine,
Demli çay bardaklarında her sabah,
Bin bir dudaktan yudumlanıyorsun.
Bense kahpenin eşiğine,
Puştluğun beşiğine yuva yapmışım.
Ne zaman konuşulsam,
O vakit esiyor rüzgâr meltemiyle...
Aşikâr bir gecelikti belki,
Adına armağan sevgi sözcükleri,
Fakat hiç pişmanlıktan alamadım nasibimi,
Çünkü ben daha çabuk kandım,
Yalancı bardakların su katılmamış,
Esrarlı su damlacıklarına...
Birazdan insanlar ayaklanır,
Her adımın sesi,
Yeni bir günün başlangıcı olsa da,
Her kadının teni,
Senin kadar cennet kokmuyor,
Ve bu sebeptendir ki,
Hiçbir zaman yeni bir güne merhaba diyemiyor,
Güneşin güldüğü kente,
Karınca ayağı kadar tebessüm edemiyorum...
Bende isterdim farklı aşkların büyüsünü,
Ama öyle bir tılsım serpilmiş ki üzerine,
Saçlarından başlarda,
Parmak uçlarında ki ojelere değinir.
Bir tutam sakalın tek bir tüyü kadar,
Yüzüne dokunmasına izin verdiğin makyajında cabası...
Ve ne kadar basittir ki,
Ben yine ağlıyorum.
Etrafına biraz bak aslında herkes ağlıyor.
Eyüp Sultan bulvarında fuhuş var,
Mübarek zat ağlıyor,
Rumeli Hisarı'nın saçları dökülmüş,
Çatlak duvarlar ağlıyor,
Marmara'nın gözleri doluyor,
İstanbul'a yağmur düşüyor inceden,
Sonra şehir ağlıyor sonra ben ağlıyorum.
Sonra herkes...
Şimdi güneş doğdu belki,
Sokaklar ışıl ışıl,
Gökyüzü yüzün gibi nur içinde,
Kuşların gürültüsü sesin kadar narin ve ince...
Bulutlar adeta gülümsüyor,
Uykudan yeni kalkmış yüzlere,
Ve yüzlerce sevgi sözcükleri,
Bir mıh gibi saplanıyor isminde ki harflere...
Keşke beraber izlesek güneşi,
Çünkü her sabah,
İki bilet alıp tek başıma izliyorum bu filmi.
Yalnız bir kalabalıkla dolmuş,
Kırmızı koltuklarda izlenen,
Öncesi mutlu sonla başlayıp,
Ayrılıkla son bulan sahnemi,
Ben her Allah'ın gününde izliyorum.
Ama keşke beraber izlesek bu şehri...
06:23
01.09.2009
Salı