Kırk Yılda Bir Gibisin
Ilık bir nisan akşamıydı sen giderken ey yâr
Yağmurları gün içinde kundaklayıp
Bana çağırıp kasırgaları gitmiştin
Ardından yüzlerini hicrana dönmüştü gökkuşakları
Evet; sen gidince vakit akşamdı
Yıldızlar uykularından yeni uyanmışlardı
Griydiler, sarıydılar, turuncuydular
Yalnızlık neyse onlarda öyleydiler
Ve bana esmer bakıyorlardı yer yer
Sonra saatler kuyusunda inlemeye başladı gecenin
İmbatlar gece boyu dinmeyen uğultularıyla
İmdatlarını susturuyorlardı ateş böceklerinin
Ötelere küllerini döküyorlardı z/amansız
Ve ben basbayağı karanlıkta kalıyordum sensiz
Durun; öldürmeyin ateş böceklerimi
Durun söndürmeyin kandillerini diyecektim - sustum ...
Evet; sen gidince akşamdı toprak kokuyordu yağmur
Öksüren bulutları emziriyordu bahar
Tarlalarda yeni doğan gelincikler
Kan pıhtısı parmaklarıyla kapısını aralıyordu fırtınaların
Gidişinse ... beni avlusuna çağırıyordu siyah yalnızlıkların
Ay'ın incecik gölgesi düşüyordu isli çehresine kaldırımların
Mehtaplar memelerinden sarkıyordu yarasaların
Yapayalnızlığımdandı; giderken iz bıraktığın patikalarda,
Hicranlı hatırasını arıyordum ayaklarının
Evet; sen gidince akşamdı
Binbir yerim, sağım solum yangınlardaydı
Sırılsıklamdı ellerim, saçlarım
Derken; yaşlanan takvimler bir bir avlusuna düştü
Uzun tırnaklı nisan kasırgalarının
Gidişinin bilmem şimdi bu kaçıncı yılı
Evet; o' eski fırtınalar yok belki
Ama yıldızlar hâlâ hüzün renginde
Ve toprak bana hâlâ esmer bakıyor
Evet; yeni bir nisan akşamındayım şimdi
Ateş böcekleri kandiller yakmış avlusunda karanlığın
Seni gümüş bir dile çevirip sabahlara kadar anlattım
Ateş böceklerine sulara ve sardunyalara
Şimdi ben; yalnızlığın O' enfes şarkısını söyleyip
Birazdan; ağaran tenine uzanacağım sabahın
Biliyorum...akşam yine bana geleceksin hayalen
Zira sen unutulmazsın....
İmbatların dilinde sen öyle bir şarkısın ki
Yağmurları indiren melekler nakarat olur
Çünkü sen kırk yılda bir yaşanan aşk gibisin sevgilim