Koku
kokun farklı geliyor ,
burun deliklerimden geçinçe,sarhoş oluyorum
sen diye doluyor ;
tükeniyor koku duyum...
öyle kokuyorsun ki ,
kendimi sende erimiş buluyorum...
gözlerim kapalı içime daha çok çekiyorum kokunu
daha fazla...daha fazla...
veee son !
bayılıyorum.
ayıldığımda kokunu tarif etmemi istiyorlar benden,
o kadar zor ki o kokuyu tarif etmek ;
koklamak bu kadar güzelken...
biraz zaman gibi kokuyordu diyorum önce
çok az gece...
belki içinde okyanus vardı biraz diyorum
kokunu hatırlamaya çalışıyor koku duyum,
bal vardı içinde diyorum heyecanla,
çiçek kokusu vardı...
toprak kokusu vardı bide ,biraz buğday...
güven vardı içinde ,ihtirasta bir tutam.
gözyaşı vardı içinde ,
elmasların kan olduğu ülkeden gelen feryatlar .
çocuk hüzünleri vardı ,engelleri aştırılamayan
tekerlek sandalyelere mahkum edilmiş çocukların hüzünleri....
rüzgar vardı içinde koklayanı uçuran ,
bedevi ülkesinden gelen yakıcı çöl rüzgarı,
tenleri yalazlayan...
en çokta aşk kokusu vardı içinde diyorum,
koklayanı kendinden geçiren.
kokun benim gibi çok koklayana cehennem yaşatırdı cennetin içinde,
sonrada parfümün hikayesi gibi
koklayanın kendini parçaladığı bir kokuydu sendeki.
koklayanın asla eski ben olamayacağı ,
hoş bir koku....
ali bucak