Marwa
Dokunamazdım.
Onun adı Marwa.
Bir hüzün buğusuydu kulaklarımda.
Ellerini uzatsa sarsılır bütün organlarım.
Hem dünyanın en uzak yeri gibiydi gözleri
Hem bana kendim gibi yakın.
Konuşamazdım.
Onun adı Marwa.
Konuşsam yapayalnız bir dağa benzerdim.
Hüzün çukuruna düşen Yusuf'un sesine dönerdi
İçimin duvarlarına çarpan sesim.
İrkilirdim...
Ne vakit ellerimi Marwa'ya uzatsam
Sesi parmak uçlarımda yankılanır.
Yüreğim havayla ziyan olan nefesine asılır.
Nefesi şiirlerin mısralarında soluklanır.
İçlenirdi halime bütün boş otel odaları,
Ve sokaklar ve kaldırımlar,
Boş rakı bardakları.
Hatta bu boş mezar.
Sonbahar gibi bir renge dönerdi
Bütün sokak lambalarının yaprakları.
Sesi ağlamasa..
Belli etmese kederini.
Kör bir kurşuna çevirmese geceyi.
Saçları düşüyor gözlerimden yanaklarıma.
Islanıyor bakışlarım çocuk gözlerinde.
Serseriye dönüyor uykularım.
Hayır!
Yara kandan önce kesiktir.
Marwa'nın sesi kesmeli, kanatmalı
Yaralamalı en derinimi.
Yorulunca gölgelenmeli buğusunda gözlerimin.
Taç olmalı başına hüzün çiçeklerinden, kederimin.
En hırçın nehirler gibi akmalı gülüşü ruhuma.
Sularıma karışmalı yağmalanmış yağmurlarla.
En efkârlı notalar olmalı sırtında marwa'nın.
Seslenmeli sesi gizli öznesini adımın.
Adım dudakların da baki kalmalı.
Susarsa ölürüm.
Hicaz olur soğuyan tenimin makamı..