Yine Dökülecek Mısralar - 2
Sanadır bu yazdıklarım!
Okursan bir gün dökülen bu mısralarımı tesadüfen,
Bir zalime yazdım sanma...
Sanadır, ikimizi ıslatan gözyaşlarım da...
Kalan gururum gurur duyarken sana âşık olmaya
Kaderdi beni deli eden, sen üstüne alınma
Sadece söyleyemediklerinin günahkârı oluyordun
Bu uzun romanımda...
Kâbuslarımdın geceler boyu;
Elinde parıldayan keskin kılıcını sallayarak
Tozu dumana katıp üstüme gelen, mahşerin beşinci atlısıydın
Kalp çarpıntılarımın en yüksek anında, yaşama elveda derken
Dev kılıcının ucunu, kalbime sadece dokundurup canımı bağışlıyordun
Beni benden alan bakışlarınla kavuruyordum, olduğum yerde mıhlanıyordum.
O yüzden meleğim
O yüzden zalimsin deyip kurtulamıyordum senden...
Üç gün bile sürmüyordu!
Hayat boyu biriktirdiğim mısralarımın hükümranlığı...
Kapışamıyordum rakiplerimle er meydanlarında
Ulaşamıyordum kalbinin en derinindekine
O yaşlanmıyordu, o gözünden düşmüyordu, o seni sevemezdi...
Belki de
Belki de onun için
'O' hep senin masalının cengâveri olarak kalacaktı, yüreğinin kapalı kapıları ardında
Ben hala prensesini umutla bekleyen şövalye, bir elimde yalnızlık mızrağımla.
Senin için canımı bile vermeye hazırdım çarpışarak oysa...
Dünya ahret prensesimdin benim, anlından öptüğüm.
Mahcup bir gelin duvağında,
En çocuk, en masum bakışlarımdın
Tülün arkasından sessizce çağıran dudaklarımdın
Beyazlar içinde bir kuğu, kabul olmuş dualarımdın
Bense hep prensi kalacaktım bu rüyalarımın...
Yanında hiç kalırdı
Fransız aşk filmlerinin en narin, en masum, en kıyılmaz, en ateşli aktrisleri.
Güzelliğin zihnini, letafetin zarafetini, zarafetin nezaketini, sesin yüreğini
Ve hatta
Hatta
Tanrıçalar kıskanırdı her şeyini
Bense seni tanıyan herkesi
Haberin bile olmuyordu...
Sen hayallerde kaldın,
Hayalin bende, ben bunca zaman sende...
Sevdiğin şarkıların sözleri bana tuzaktı sanki
Alıkoyamıyordum dinlemeye kendimi,
Bir emare arıyordum beni sevebileceğine dair,
Bulamıyordum.
Kayboluyordum dipsiz bir kuyuda,
Yine de vazgeçemiyordum...
Jiletlerden bombalar patlıyordu yanımda, ölemiyordum
Yüzüm kanıyordu aynalarda, bakamıyordum
İnlemelerim yankılanıyordu koridorlarda, susamıyordum
Ellerim sürülüyordu duvarlara, tutunamıyordum
Metalik bir tat kalıyordu ağzımda,
Kan kusuyordum adınla...
Öyle bir 'Allah' diyordun ki!
İçin yanıyordu, ona sığınıyordun belli.
Tüm semavi dinlerin ilahileri yankılanıyordu odalarda
Sesinin tınılarıyla geçiyordu içim içimden
Yangınını söndüremiyordum, ben de kavruluyordum...
Bir aynaydın duvarımda;
Gümüş sırla kaplı, özene bözene kristalden yapılma, en ustanın elinden çıkma
Beni benden iyi yansıtan, doyulmayan bakılmaya,
Gözüm gibi koruduğum, hep birileri kıracakmış gibi korktuğum.
Dönüp de artık bakmak istemediğim başkalarına
Onun için seni sevmişti gönlüm, sırf güzelliğinden sandın,
Anlayamadın...
Bitmeyen gözyaşların hazırdı, her daim gözpınarlarından akmaya
Nasıl da kızardın benim yüzümden döktüklerine
Sana derdim bol su iç bari diye amma
En çok suyu da ben içerdim aslında
Erkeğim ya, ayıp olur söyleyemezdim...
Sanki aynı mahallenin çocuğuyduk
Dinlediğimiz şarkılar, düsturlarımız
Yaptıklarımız, hayallerimiz, kızgınlıklarımız
Ve hüzün dolu yalnızlıklarımızla.
Sanki aynı ustanın elinden çıkmıştık, farklı zamanlarda, uzak diyarlarda...
Hani sana anlatmıştım ya, eski bir aşk hikâyemi
Hani sen 'bir kadın böyle sevgiye nasıl hayır der' demiştin ya
Haberi yoktu O'nun oysa, göçüp giderken iyi anılarıma
Sense bilip de hayır diyordun, karabasanlarımda...
Şimdi;
Bilsen nasıl dinlerler dostlarım, senli hikâyelerimi
Bir çocuk gibi, gözlerinde âşık parıltılarıyla, liseli
Bu devirde olur mu böyle şeyler diye diye
Onlar da sana hayrandır şimdi, hayat böyle işte...
Ah!
Bir itirazım yoktu tarihin tekerrürüne
Sonu azcık lehime olaydı, hiç değilse bu kez keşke
On kadın!
On kadını âşık edecek sevgim akıyordu sana doğru
Bir küçük umut bile yoktu senden bana doğru,
Formüllerin dâhisi zannederlerdi beni
Hiçbir yol
Hiçbir yol işlemedi!
Hayatımın sırrımı sunacaktım çözüm yolu bulana oysa
O da olmadı...
Her kavruluşum, her acım, her sızım aşkın ötesine taşıyordu beni, can havliyle
Akıl almaz değişimler yaşıyordum, dönüşüyordum kabullenişlerime
Ondan kendime bile gülüyordum kahkahalarla.
Hoş, gülmeyip de ne yapacaktım
Sen dualarımda çelişkilerim,
Acılarım kahkahalarımdı!
Herkesi seveceksin hak yolunda diye, karıştırırdın bazen cahille ermişi
Hiç yerine koyardın kendini, kırarlardı hoyratça, toparlayamazdın
Bazen en güzel sözlere bile kırılırdın, dökülürdün şafaklarda
Söyleyemezdim, hazır değildim beni gönlünden çıkarmana
Hazır olamadım Zaten hiç de...
Bütün evimde, her yerde bembeyaz kâğıtlar,
Kâğıtlarda senin adın var
Adının yanında Allah'a dualar, kimisinde ermişlere ricalar
Hepsinin altında gözyaşımdan imzalarım var...
Hayat senle başlayıp senle bitiyordu gün içinde
Sevmek sorun değil de bulaşıklar birikiyor evi toparlayamıyorum sadece.
Karıncaları izliyordum sensiz yani lüzumsuz zamanlarda,
Pencereden bakıyordum insanlara.
İçeri girmeye çalışan farenin tıkırtıları oyalıyordu beni, örümcekler ise saygılıydı.
Tablo gibi seyrediyordum,
Tepeleme küllüklerimi, tozların değişen desenlerini,
Hoş görünüyordu gözüme kahve taşmaları, beyazın üstünde kahverengi.
Dağınıklıklarım da artık rahatsız etmiyordu beni,
Ne komşuların gürültülerini duyuyordum ne sokaktaki kamyon seslerini,
Ne de müzik nağmelerini.
Hatıran diye aldırmıyordum bile en güzel giysilerimdeki sigara yanıklarına
Gün boyu koca bir gülümseme yüzümde, yürüyordum
Zayıfladığımı görenlere 'iki dirhem bir çekirdeğim daha ne' diyordum
Arada öksürüyorum
Geçinip gidiyordum güzelce anlayacağın...
Razı değildim güya aşkından daha azına ya
Kabullenişler dökülüyordu mısralarıma
En şerefesiz, en çaresiz düşünceler geliyordu aklıma
Seni çok seviyordum yine de
Siliyordum alelacele düşüncelerimi,
Mert olmalıydı çünkü 'sen' gibi bir kadının adamı...
Beceremedim!
Koparacaktı bir gün biri gelip,
Benden, diğerlerinden ve imkân/sızından seni
Yaradan ol diyecekti çünkü
Susturacaktı seni.
Belki bir şair olacaktı, belki de kaba saba biri
Kabul edecektin yani, kendi kendine çizemediğin kaderini...
Telaşlarım da vardı elbet geleceğe dair;
Mesela
Buruk gülümsemenle bakarken bana
Ne güzel günlerdi derken, sarılacak mıydın sımsıkı, yanındakinin koluna.
Ya da görmezden gelip loş sokağın öbür ucundan beni
Bir buse konduracak mıydın gözümün önünde onun dudaklarına...
Şu şarkının sözleri dilime takılırdı böyle anlarımda;
'En güzel kelimelerin senden utanıyorsa
Gülücüklerin yüzünde donmuşsa
Ruhun yerle bir olmuşsa
Bedenin yaşamak istemiyorsa
Sus ve yeniden başla hayata
Bilinmez bir filiz yeşerir belki, gün doğumlarında...'
Ne olur canımın içi
Ne olur bir sebep söyle bana şimdi, sevmemem için seni...
NEG 23 Mart 2011 İst