Yuvadan Duadan Sıladan
Soğuktan kat kat battaniyeleri
Dudağında sevgilinin türküsü
Kim bilir kaç kere duydu şu duvarlar
Yaşı kristalleşmiş kirpiklerinde.
Gecenin tozu göz alıyor ışıkta
Süzülür ayın gövdesi aralık camından içeri
Kasımın derdi üzerinde oyalıyor yalnızlık
Baba ocağı, tandırın da pişiyor ekmeği.
Kaldırıp her sabah şaşkınlığınla beraber umudunu
Bir günü daha atmıştı koca hayatın kalabalığından
Daha derinden, daha üzgün, daha sevgiyle bekliyordu
Şunca sabah değişecek mi diye.
Bu kadar mıydı Havva'dan kalan dert
Âdem'in yükü nesilden, nesline
Anneden, babadan miras
Dolmuş gözlerinde tövbe, yüreğinde hasret
Dua kadardı, bir avuca sığınmış onca söz
Âminlere katılmış, eller yüze sürülü
Batık sakalının izi, kokusu kalan suda
Soğuktan kat kat yakıyordu hasreti
Bahçenin en karanlık yerinde ki aydınlık
Bir ses versin diye
Dönüp durduğu yerden çalsın diye yalnızlığı
Fısıldayan sesini duysun diye
Alıp saklasın, durulmuş gönlünde uyusun
Birikmiş hayalleri avutsun diye
Kuruyordu karanlıkta odanın terk ediş vaktini
Hayali cambaz oyalıyor başını
Neden kendi kendine gülermiş insan öğrenirken
Şurada almıştı canı diyordu
Burada ekim soğuk
Orada kış
Bir kasım var diyordu aralık
Ayrılıklar içinde gizlenen vuslat
Beyazlarıyla ayırıyordu evinden
Gülümsemesinin açtığı yuvasına doğru
Hayalden kat kat düşleri
Dudağında sevgilinin ismi
Kim bilir kaç kere sarıldı annesine
Baba ocağında, hasretle bölüşüyor ekmeği
16.10.2014 -Duam