Zamanın Hırçın Soluğu
bosphorus'ta martılar gömgök olmuş örtünmüş
kime savrulur kan çiçekleri, yalnızlık nöbetleri
taşsın boğuk bir girdabın koynunda
esrik bir masal yeşertsin her bahar düşler
büyütsün yürekler, karanlık feryatlar
değil misin içimdeki şehir? eski sancı, eski hicran
yolunu kaybeden rüzgarlar her bahar taş kesilirmiş
nefreti patlatan dinamitler koyulur, dönersin
sis ve korlaşan yolculuk ruhundadır
tutunsam yarana tüm şiirler seninle okunur
melekler takılır ardına
ıslak bakışlar hep başka rüya
yoksun mu
yağmur bitmedi diye hatıralarda
lal nişanesiyim...hüznün ve gecenin izi
sürülmez yaraya gökyüzü. işkil
bir ışıltıdır ölümün belirtisi
yine yoktun, yükümü taşıdım camdan tabutlarda
pusulam hayaldendi. irkildim...
yorgun bir resimdi yakamoz...
düş/te gör
uçurumlar ne melal
ney/sen kaç şafağında yutkunduğun meyle
(...de sus, söyleme)
sen!
kül güllerinin hatıraları eklenir kendine
azık yapar umutlarımızı ayrılık sokakları
kanadı kırık şarkı koydum adını
köhne bulutların
hep kapkara, yalnızlığa sarılmış yürek
zamanın hırçın soluğu karışsın nehirlere