Ömür Dediğin
Dieser Beitrag wurde am 12.06.2021 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
Hayatın olağan akışı içinde, farkındalık kavramından yoksun olarak benliğine çarpan şimşekler neticesinde bir de bakıyorsun ki yolu yarılamışsın. Gecenin ilerleyen saatlerinde, kendinle baş başa kaldığında, sessizliğin ortasında, her şeyi bir kenara bırakarak, esas olan mânâya odaklanıyorsun. Bir şeyler bulmak istiyorsun çünkü gerçekliğe dâir. Uzaklardan, nereden geldiğini bilmediğin bir ses sana, dur bakalım! Nereye gidiyorsun böyle diyor. Düşüncelere ister istemez esir olduğunda insan tüm bu yaşanılanlardan sonra, varacağı yeri bilmek istiyor. Sebebi ise, şu sır denilen olgunun, beynimizi epey uğraştırması olsa gerek. Saat 04:27 idi. Yarın izinliydim. Bu yüzden mutfağa gidip kendime yorgunluk kahvesi yaptım ve o en sevdiğim tekli kırmızı koltuğuma kurulup kahvenin tadını çıkarmaya başladım. Havada tuhaf bir güzellik vardı, ay dolunay olmuştu. O da benim gibi bir başına düşüncelere dalmıştı herhalde. Yani uzaktan öyle anlaşılıyordu. Bir kardeşim vardı, kendi hayatını kurmuş, İzmir'e yerleşmişti. Annem, babam ise çoktan vefat etmişlerdi. Ben ise Ankara'daydım. Yalnız, işinde - gücünde, kendi hâlinde birisiydim ve boş zamanlarımda işte böyle olan biten her şeyi ele alırdım. Fırsat buldukça okur, gezer, bazı şeylerden kaçar, Allah'a sığınırım. Geçenlerde kitapçının birinde kitapları kurcalarken, bir romanda "Gitme zamanı gelmişse 'dur' demenin; zaman geçmişse 'dön' demenin ve aşk bitmişse 'yeniden' demenin; hiçbir anlamı yoktur." diye yazıyordu. Bu sözü kendi hayatıma irdelediğimde; gitmenin insanlardan, var olduğumuz şehirden, geçmişimizden gitmek olduğunu anladım. Bilirsiniz; aciz, zayıf, muhtaç olarak yaratılmışız. Herhangi bir şeyi uzun süreli yaptığında o şeyin vadesi dolabiliyor ve vakti geldiğinde o şeyi terk edip başka bir şeye yönelebiliyorsun. İlmini tam kavrayamadığımız zamanı ise ne kadar zeki, vakâr sahibi olursan ol anlayamıyorsun. Hiç selâmsız, sabahsız olunur mu! Zaman öyle işte... Aşka gelirsek; eskilerden, etkisi altında kaldığım bir sevgilimi hatırladım. Hiçbir şey bulamazsak bir sahile iner, köşede bir yerde biramızı içer, sıra sıra hayallerimizden bahsederdik. Buraya, mevsim ne olursa olsun, sık sık yaz yağmuru yağar, her yağmur yağdığında beni, seni seviyorum demek için arardı.
İşte böyleydi. Her insan gibi yaşıyor, her insan gibi gülüyor, eğleniyor, her insan gibi ağlayarak rahatlıyordum. Geleceğin ne getireceğini, bize ne sunacağını, ne olacağımızı kestirebilmek zor. Kim bilir, emekli olduğumda denizi olan küçük bir yere yerleşirim belki. Orada yeni insanlarla tanışır, ufkumu açacak kitaplar okur, iz bırakacak şiirler yazarım. Aşk insanı değiştirir der Şems. Bu saatten sonra Leylâ'yı bulamam; ama ağaçları severim, denizi, kuşları, rüzgârı, geceyi severim ben de ve yaş kemâle erdiğinde, Azrâil kapımı çalmadan önce, evimin duvarlarına Yunus Emre'nin dediği gibi; biz bu dünyadan gider olduk, kalanlara selâm olsun yazarım. Görenler ne güzel insanmış desin diye. Zaten insan dediğin güzel anılmaların toplamı değil midir?