Bebelere Patlak Balonlar
This piece was featured as the selection of the day on 16.10.2023.
Gözlerindeki acıyı gördüm, yüreğindeki yenilgiyi de. Gözyaşlarının yerine, intikam ateşleri süzülüyordu gözlerinden. Gamzelerine kazılmış taze mezarlar, içine çürümüş umutlarını dolduruyordun.
Kim suçlayabilirdi ki seni, sen gözlerini, dünya denen cehennemde açmıştın.
Kucaklamayı öğrenmeden, taşlamayı öğreniyorsa bir el, elin kavradığı saç, saçın kapladığı kafa ne olabilirdi.
Suç sende değil...
Sen sevmeyi öğrenmeden, şüphe etmekle ödüllendirildin.
Hey çocuk, sen büyüklerini dinleme sakın!
Kuşların kanadı uçmak için var, koparılmak için değil!
Derken ben sana, sen kuşların kanatlarını koparmış, bana gülümsüyordun. Geç kalınmış bir laftı benimkisi, yolun gidecek yeri kalmamışken amaçsızca seni uyardım.
Eğitim şart. Eğitilerek gelişiyordu ya her canlı. Şartlar mı değişti yoksa insanlar mı bilmem ama masallar bile küfür gibi çıkıyordu artık ağızlardan. Uyku vakitleri, hırsların zihinlere işlemesi için sabırsızlıkla beklenen bir zaman olmuştu sanki.
Kimdi ilk taşı atan diye sormanın anlamı yoktu, ilk taşı atan da, ilk yaşı döken de anlamaz olmuştu nasılsa halden.
Tüm insanlık tarihi buram buram kan korkarken, garip bir devir, demek, ne de garip. Nehirlerin renkleri unutmasını çok da garipsememek lazım, onca kirli elin günahlarıyla yıkanmışken.
Ve
biz
defalarca
o derelerin suyundan
kana kana içtik
hiç umursamadan.
Acaba diyorum, aklımı bırakmadan önce mi vicdanımı terk ettim. Yoksa önce vicdanım mı gitti elden…
Cevapların bir önemi kalmadığı zaman, kıyameti yaklaşmıştır insanın. Dinleyenlerin kalmadığı, hep konuşanların olduğu zamanlar, işte o hep bahsedilen ahir zamanlar.
Çok düşündüm…
Oluru kalmadı sanırım artık hiçbir şeyin.
Ki kaldıysa da bende bir şey kalmadı, vaktimden kalanlardan vazgeçiyorum…
Ah!
Canım bana ağır geliyor tanrım. Sana seslenmeye değecek bir yakarış da kalmadı. Buğulu gözlerle izliyorum artık hayatı. Zaten çoğu zaman gördüklerimden bile emin değilim.
Sakinliğim, umursamazlığının bir eseri. İçten içe biliyorum ben bu gerçeği.
Demek benim içimdeki şeytan da dilsiz olanlardandı.
Oysa uyarıyordu tüm kutsal metinler, demek ki hakkıyla okuyan hiç olmadı…
Kötülük artık oldukça sevimli geliyor artık herkese. Güler yüzlü, şefkatle yaklaşıp ele geçiriyor ruhları.
İyi ve kötü arasındaki farklar giderek kayboluyor, yüzüne güle güle sırtından vuruyor insan insanı.
Dilsiz şeytanlar çoğaldıkça daha özler oldum gerçek kötüleri.
Ne oldukları belliydi en azından, görüyordum gelecek olan kötülüğü.
Şimdi hep sarıldığım yerlerimden kanıyorum ve işin en acı tarafı bu bahaneyle ben de acıya bağlanıyorum. Yakında ama çok yakında hiçbir bahaneye gerek duymadan can yakmaya başlayacağım.
Soranlara diyecek laf çok, bir zamanlar ben de… deyip harcayacağım hayatları.
İlk taşı kim attı ne fark eder. Artık taşı atanın da yaşı dökenin de eli kanlı.