Keçi Yiyen Keçi
This piece was featured as the selection of the day on 03.08.2023.
Beşeri bellek kalleştir. Unut dersin unutmaz ve hatırlamaya çalıştığında da nafile. Cehennem dedikleri de bu olmasın sakın? Zehirli bir yarı bilinçlilik hali, düşler ile gerçeğin yer yer birbirine girdiği... Uzamda en net ayrımlar yine rakamlar ve sayılar. Rakamlardır sizi siz yapan. DNA zincirinin dizilimi de soluduğun nefes de bıraktığın karbon da rakamlardan oluşuyor. Beşeri belleğin de rakamla ölçüldüğü yerlere gidebiliriz buradan. Da ne yazık ki samimiyetsizlik de bilinçle başlar...
Anthony Bourdain, dünyayı gezen bir şef. Ama ötesi de var elbette bu adamda... Hani ne yaparsa yapsın, farklı yapan adamlar vardır ya; Bourdain onlardan. Bir inşaatta duvar örse, onu da en azından felsefi nitelemeler ile yapabilecek bir adam...
Anı çoğunluktan farklı biçimlerde işleyebilen, multi zaviye sahibi bir adam Bourdain. 8 Haziran, 2018’de intihar ettiği haberini aldığımdan beri fırsat buldukça programlarını bitirmek üzere daha çok izler oldum.
Bir bölümünde Fransa’ya gidiyor ve kendisine keçi kesiliyor. Keçinin her yerinden kendisine ikram ediliyor. Keçinin sıçtığı yer de dahil. Gülüşmeler, kahkahalar eşliğinde “bu keçinin şurası, bu burası” şeklinde sıra ile yeniliyor. En son sivri bir form geliyor; bu işte keçinin o küçük küçük, zeytin çekirdeği zeytin çekirdeği şeyleri sıçtığı yeri. Neresi olduğunu yedikten sonra öğreniyor, cevabı ise; “Sanki Angelina Julie’nin kıçını yiyorum”, yine kahkhalar...
Bazen kaybolmasına izin vermek gerekir. Buraya yine geleceğiz... Şimdi değil.
Tüm bunlara benzer, eğlenceli enstantaneler ile birlikte dünyayı gezen bir adamın, baya geçmişteki bir demecine rastlıyorum. Kendi programında “artık bana dünyanın her yeri aynı imiş gibi geliyor”, intihar etmeden 15-20 yıl önce düşülmüş önemli bir şerh esasen. Tüm bunlar anlaşılabilir. Kişi tükenmenin türlü türlü yollarını seçmek zorundadır. Son dinleyeceğin şarkıya karar vermek bile bende başlı başına bir saygı duyma isteği uyandırıyor. Acaba en son ne dinledi...
Resmi göz ile algılayıp, el ile çizmek gibi, bellek ile depolar, zeka ile yorumlarsınız. Böyle adamların bellekleri çok güçlüdür.
Spiritüel bir yorumda, obsesyonun, aktarılamayan, çok güçlü psişik enerjiden ibaret olduğunu okumuştum.
Belleğin gücü ise obsesyonlara içkin. Böyle adamlar obsesiftir, aynı şeyi aynı anda ve daha sonra da bir kaç açıdan tekrar tekrar yaşayabilir. Af edersiniz, bunu yapacak göt de böyle adamlarda oluyor. Yani, vakti geldiğinde benden bu kadar diyebilmeyi.
Ne demiştik, multi zaviyeli ve de anı bir başka işleyen bir Adam... Çok güçlü bir bellek! E işte böyle adamların yatağında huzurla ölmesini beklemek de aşırı bir iyi niyet. Belki de doğanın ilerleyen asırlarda iyileştireceği bir öz sakatlığı...
Eh, bellekte bir ton yük. Bir de omuzlara ayrıca bir yük bindirirse kişi, belki de Bourdain gibi 60’lı yaşlarını da bekleyemez!
Bir şeylerin kaybolmasına izin vermek gerek. En azından 60’larını görebilmek için... Önce omuzlardan başlamalı yüklerden kurtulmaya. Bellekle savaşmanın ve mütabakata varmanın yolları mevcut hem... Hem de yer yer çok iyi bir yargıçtır, güçlü bir bellek!
Bir de, kişi yatağında kanseri ya da kalp spazmını bekleyecekse de, son dinleyeceği şarkıya karar verecekse de; bunu yaparken omuzları dik ve alabildiğine güçlü olmalı sanki?