Makale 9 / Türkiye İslam Olsun Dünya da İslam Olsun
Başbakan, Oxford Üniversitesinde, yüzlerce kişiye şu sözü demiş: ''Türkiye ılımlı islamı kabul edemez, Ben şahsen, Hz. Muhammed'e olduğu kadar, Hz. Musa'ya da, Hz. İsa'ya da iman etmiş biriyim.'' (TIMETURK 03.04.2009)
Başbakan, bu sözüyle acaba şunu mu demek istedi: Canı istediği zaman 'doğru'yu doğru, canı istediği zaman da 'yanlış'ı doğru kabul etmek Türkiye'ye yakışmaz.
Eğer öyleyse bu şu demektir: Türkiye bundan böyle İslam'ı kabul edecek.
Yönetimlerde vicdan ve aklıselim varsa, kabul edilmesi gereken elbette ki İslam olacaktır.
Fakat tereddüdüm var: Devletin bütün yönetim kadrolarının bunu benimseyip benimsemediği henüz açıklanmadı.
İslam'ın tezahür şekli: G-20 zirvesi, Dünya'yı saran ekonomik krizin çözümü için oluşmuştu. Başbakan'ın ifadesiyle, zirvede, krizin altından nasıl kalkılacağının önerileri sunulmuş. Bu, yalnız Türkiye'de değil, Dünya'da da İslam'ın şûrâ olarak tezahür şeklidir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, krizin kriz kabul edilip gerçekten çözüm arandığının gösterilmesidir. Yoksa, her ülkenin ''bizim tarafa yontulsun'' anlayışıyla sunulan öneriler İslam olarak kabul edilmeyecektir.
Krizden etkilenen gruplar:
a) Servet sahipleri;
b) Devlet yönetimleri;
c) Bunların dışındaki toplum.
Hz. Musa'nın, Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in sunumlarında, zorluğa düşmüş bütün insanlara, zorluğun, yanlış yaşantıdan oluştuğu bildirilmektedir. İstenen şey, bunun kabul edilmesi, yanlış yaşantının terkedilmesi ve bu zorluktan kurtulma aşamasında sabır gösterilmesidir. Bunun da olabilmesi için yönetimde bulunanların doğru yasa yapmaları, yasaları uygulanması için topluma tebliğ etmeleri gerekir.
Her seferinde Türkiye'nin örnek ülke olduğundan bahsedilirdi. İşte örnek olmanın yeni bir fırsatı: Türkiye belirlenen kıstaslarda gereğini yaparsa, krizden çıkmanın yolu açılacaktır.
İbrahim Faik Bayav (03.04.2009)