Ağlama Anne
Ağlama artık tozlu sayfalara
gül biraz diyordum anneme
saçlarımı çocukluğumla tokalarken
yağmur yağmıyordu ellerine o zamanlar
saçlarım kurak bir yaz sıcağıyla kavruluyordu
dokunuşunda ağustos sevdası
günün ışığından daha çok yüreğime inen
yüreciğimde hala annemin kınası
babam aklıma düşünce karanlığı kucaklardım
üşüdüğümü yalnız kırlangıçlar anlardı
göç etmezdi o vakitler sıcak iklimlere
kanatlarının uykusunda rüyalarım susardı
ışıksızlığımı yok edemedi hiçbir mektup sayfası
her gülüşünde toprak kokardı annem
bereketsiz tebessümlerden arınmıştı yanağı
gamzelerinde filizlenen ömrümüz olacak sanıyordum
gül biraz diyordum yeşerecek günlerimin hatırına
yutkunuyordu gençliği umutsuzluğun sokağında
şakağında artık gül açmayacak biliyordu
dilsiz bir coğrafya gibi susuyordu karşımda
ah annem dillerinde hasret türküsü tüketenim
eşarbının beyazına benzemedi yazgımız
kırlangıçlar sürgün oldu ayrılıklarımıza
bak şimdi saçlarımda bir çocuğun kanayan yarası
her telinde zamansız biten oyunların karası
ağlama anne gül biraz yine de
bitsin yüzümüzde ki göçebe sessizliği
tükensin yaşamın merhametsizliği
gülemedi annem bitmedi yaslı duası
ağlayamazdı toprak olan biliyordu
tüketecekti babamı büyüyen ağrısı
kalacaktı avucumuzda geçen yılların yaslı hatırası
gül biraz diyordum anneme
sus diyordu hayat ikimize...