Dokundum Yokluğum Buz Gibi
Sus!
Her şey/in/e hâkim olmuş lal bir zamanda,
Sen de onlar gibi sessiz kal!
Dinginleşip kıyılara sokulan dalgalar gibi,
Can çekişen gün batımı yorgunluklarında kal!
Gök-yüzün/ün göğünde başka maviler olsun,
Uçurtmalarınla baharsız kalabalıklarda kal!
Karanlığında delirmiş bir fırçaya tuval ol da,
Yüzünde beliren aşk sonu tükenmişliğin/in izinde kal!
Her ne kadar doğmamış keder var ise,
Onlarında bir bir erken doğum sancılarının içinde kal!
Aldığın nefeste,
Yediğin lokmada,
Son ezanı/mı/n duyulduğu akşamın,
Hüzünlü batışında,
Ve yazdığım bu şiirin/içinde/,
Gözyaşların/la/da kal!
Durma!
Bu gece, bir silgi darbesiyle sil yüzümü!
Ki;
Boğazımdan sigara dumanıyla karışık,
Kocaman bir şehir geçsin!
Varsın gecenin kokusu,
Nikotin kokulu soluğumla yer değiştirsin!
Yıldızlar sönsün!
O koca şehir (!) isterse kahkahalarla bana gülsün!
Öyle 'an'lar vardır ki;
İnsan, kendi kanına ekmek banar!
Ellerine saçlarını dolar da,
Şehrin en kuytu yerinde darağacını kurar!
Kendini ak pak günahsız ilan eden,
Dillerin arasından İki gözü iki çeşme geçip,
İçinde geçmişlikler/in/de kendini asar!
Meşakkatlerime de,
Kaygılı gölgene de soru sorma!
Azıcık yürekli ol,
Sil yüzümü!
...
-Başım dönüyor ey suskun yanım!
Sigara içmişliğimden!
Sigaram da merhametsiz,
-Yokluğumda-
Dokundu/ğu/m yokluğum,
?Buz gibi-
Tütün kokulu ve birazda münzevi...