Eski Bir Yaranın Fraksiyonu
Şehir ince ince susar
Ve gecenin rahmine bir yalnızlık düşer
Gözyaşı, şiirini kaybetmiş bir hecedir kirpiklerde
Şehre ince ince bir yağmur düşer
Basit bir şiir değildi ömür diye alnımıza yazdığımız
Yalnızca bir sıfat değildi üstelik yaftalandığımız
Parmaklarımız barut solurdu ve sol yanımız kırmızı
Ve yalnızca kırmızı değildi damla damla akan kanımız...
Sazının teline hasret mızrap kadar ıstırap demlemiştik parmaklarımızda
Hücresinde yorgun bir soluk gibi
Bir damla aydınlığa hasretti dudaklarımız
Köşe başlarında vurulmadık ıslık kalmayıncaya dek
Söver gibi yapıp aslında çok kızı sevmiştik
Gıyabında...
Karanlığın bağrında uyuttuğumuz ilk sevgilinin
?Sen? edilmiş cümleler biriktiriyordum amel defterimde
Kimse seni benim kadar sevmesin de demiyordum...
Sevsin
Ki yanmak nedir bilsin istiyordum...
Dur kanatma gölgemi diyordum
Bir parçamı bana bırak...
Camı çatlak bir hücre şimdi
Hatırladığım gözlerin
Bir parça puslu, soğuk ve çıplak...
Ben bilirim bu şehrin en kuytularını
Ölüm en güzel Pierre Loti'den izlenir mesela
Günah en güzel bu topraklarda gizlenir
Ve kaldırımlara yalnız bir gölge düşer...
Yetimdir bu şehrin güvercinleri
Ölürler ansızın...
An sızın gelir aklına
Ansızın...
Ve ben bilirim şehrin en çok hangi köşesi sızlatır yaraları
An sızın...