Geniş Zaman Kipinde Kendi Kendime
Yüzümde
Bin hüzün bıçağıyla saplı duruyor gece
Her saat başı kahır kapımı çalıp gidiyor
Kesirli sayılar gibiyim
Her anı beni boydan boya kesiyor
Paylanan benim payım artık beni duymuyor
Bu geçmişin izlerini silmek için
İçimdeki gündelikçi şair durmadan kan akıtıyor
Tekin olmayan yolların sığınağında kaybettim ilk kimliğimi. Sonra ansızın üşüştüler etime dişleri yoktu onların gözleri gözbebeklerinden ayrıydı. Karanlık dehlizlerde suskun dillerin antlaşmasını oynuyorduk. Bildiklerimiz bilmedikleriydi.
Ve durmadan sarkaç sallanıp durdu
Bir onlara
Bir bize
Mektup beklenilen zamanların ayarsız ağlayışlarıyla
El uzatsan ele gelecek gökyüzü
İşte dikenli tel
İşte o aşılmaz duvar
Uzanmışız ranzanın gövdesine
Türküler içiyoruz sigaralar söyleyip gençliğimize
Yüzümde
Çakılı duruyor bir kadının
İlk çığlığı
O yaz günümü erkek olmuştum ben
İlk defa değdiğim ten
Öptüğüm beden
Bilir misin ey eski sevgililer çöplüğünün en nadide ambalajsız heykelciği. İnsan pişmanlığını gömdüğü zaman bir avuç suya ağlıyor sadece. Sen ömrünün baş kısmını verirken avuçlarıma benim ömrüm çoktan yazılmıştı mahkeme tutanaklarına. Şimdi aklıma düştükçe teninde avuttuğum yeni yetme günlerim ürperirim sebepsiz. Ve kapıyı kilitleyip çıkıyorum her akşamüstüne. Çıplakmışsın öyle kal böyle daha güzelsin zihnimde
Şimdi sokağın bir ucundan seslensem
Dönüp bakar mı?
Yüzümde
Ayağa kalkıyor bir militanın
Hayata olan kini
Ah dostum kardeşim ah ölülerin en güzeli
Mum ışıklarıyla kurulan ütopyaların sebebi
İçilen şarap değil de bizdik
Cebimde gecenin delikanlı sesleri
Gittin işte sende. Terk-i diyar eyledin hanemizi. Ve başıbozuk cümlelerimiz kaldı bir tek içtiğimiz şaraplar ve şişeleri tabii ki mantarları fotoğraflar. İnsanlar ölünce fotoğraflar ölmez değil mi? Hadi önce çoraplarını yıka çünkü televizyonda çizgi film var.
İnsanlar ölünce büyür mü?
Büyüme cennet elmalarını yağmalayacağız
Tanrının...
Şimdi Adem'in kemiklerinden bir Havva daha yaratılsa
Şimdi festival gibi yağıyorken yağmurun elleri üzerime
Sicim gibi değiyor rüzgâr
Gözlerimi dikiyorum çok uzaklara
Birileri gözlerime nişan alıyor
Vursalar kırlangıçlar martılar serçeler
Uçurtmalar kaçıp gidecek gözlerimden
Ve deniz kadındır benim gözlerimde
Erkek dağ...
Hangi yanılsamada kopsam kendimden
Çıkmaz sokaklarda buluyorum ruhumu
Onca karanfil öldürdüm dişlerimin arasında
Ben hiç tarçın kokmadım ki anneme
Ben hep sokak koktum ölüm koktum kan koktum
Yüzümde
Ağlayıp duruyor bir çocuk
Gözyaşları benim mi oluyor