Gidiyorum
gök kubbe sisli kamburluğundan soyunduğunda
kapatıp ömrümün eğreti kapılarını seni düşündüm
dağların düğümlenmesiyle bir sırrı kucakladı gözlerim
şehrin girdabında çırpınıp durduğun
cinnette nice bir yarılma sesi buldum
kaçıncı baharım araklandı güneşi vurulmuş mevsimlerimden
ayrılığın mürekkebiyle ıslanmış kaldırımlardan dünümü söktüm
alnımın derin çizgileri lekesiz yolculuğum
soluk soluğa düşünce gecelere
söndü birden kandillerim
tufanın rahminde tüm sessizliğim amansız
acımı duvarın sırtına yasladım
bu kaçıncı kanatışı bir bıçak gibi yılların
tek başınalık denilen riyazette
yabanıl bakışlar savurup boş yere celâllenme kalbim
karlarına yatırma çürüyen gövdemi
cellatlaşan bir kâbus olur uykularım
ölürüm...
silinmez bir yazgının girizgâhında düş çiçeğim soldu
hiç şebnem düşmedi kurumuş yaprakların saçlarına
kaos yorgunu zihnimin odalarına saldım karanlığı
görüyor musun gözlerimde öldüğünü
sokaklardan ebabil çığlıkları yükseliyor
bırakıyorum yüzümü çıban üreten bir bataklık olacak
toprağın kokusuna...
bugün
kahırlarımın sayfalarını yırttım
ruhumdan taşan sevgileri katlettim
nefessizce saklandı viran saatler kafeste
dolaşma tepemde çoban yıldızı
hatırlatma kimsesizliğimi benim
yalnızca kendime sürgünüm
gidiyorum şimdi
şafaklar yüreğimin namlularında söküyor
enkaz altında kaldıkça çağ vurgunu yemiş ruhlar
kuralsız yaşamlara yepyeni adımlar atıyorum
Sessiz Feryat