Kaybolan Uçurtma
Sorularım var!!
ne zaman almaya gelsem, servisi geciktirilmiş bir yemek gibi
soğuk ve tatsız oluyorlar
Bazen elinde bir şeyler taşır gibi yürür,
bir boşluğa salınmış gibi duraksardın
yanımdaymış gibi kalkar,
uzağıma oturturdun kendini...
uzun süren sohbetlerde
alıp başını gidebilen kelimelerin vardı senin
kendimi konuşuyor sanırken
aslında seni dinlediğimi konuşman bittikten sonra anlayabilirdim
bazen öyle derin iç çekerdin ki,
tuttuğun nefeste boğulacağımı sanırdım
ya da konuşma aralarında verdiğin nefesleri tutup,
kendi nefesimi verirdim onların yerine
ola ki soluğun tükenir!
mesela bir çukura takıldığımda elimden tutacağına
tutup şiirlerle avuturdun beni...
'içimde ki boşluğa düş! ben tutarım seni...'
(...)
ya da birlikte paylaşılmış bir manzarada
işaret parmağımı denize dikip;
'bak! işte senin gözlerin böyle' derken
bana eski dilde suyun ne demek olduğunu
durup dakikalarca anlatman gibi...
Ve hiç unutmuyorum rüzgara karşı nasıl kibrit yakıldığını...
hiç unutmuyorum...unutmuyorum...unutmuyorum...
Seni bilmem ama!
benim kötülerini güzelleriyle değiştirdiğim anılarım var sana dair
hepsini bir bir askılayıp itinayla dolabıma kaldırıyorum
hepsi naftalin kokuyorlar...
Öyle bir yalnızlıktayım ki,
satsan, ederi yok!
gitsen, gideri yok!
beni sorma!
düşlerini gezdirmekten bıkmış bir halim var şimdilerde
saat başı uyanan bir çocuk düşlerime bağdaş kurmuş,
durmadan ağlıyor
üstelik nasıl uyutacağımı da bilmiyorum...
sana sorsam; 'git kendin bak' cevabının ürkütücülüğü belki de
beni sorulacak bütün sorulardan yıldıran
ne zaman yüzün yana çevrilse,
kendimi içilmemiş bir bardak çay gibi hissediyorum
soğuk ve demli...
bir şairin dediği gibi;
''başka anlamlar arama
gerek yok!
katlandığım kadar seviyorum seni gerçek bu..''
evet bu!
İnsanlar katlandığı ve kaldırabildiği kadar sevebiliyor
işte bu yüzden;
kendi yüreğinden büyük sevdaları taşımış çocuklardan,
kaybolan uçurtmaların hesabı sorulamaz!