Kül ve Akşam
Su gürültüsüyle uyandı,
daracık sokaklardan geçiyor bir akşam
kardelen kadar mağrurdur ölüm bile belki
yaşamın ve ellerinin deltasında
pusup kalmış nefesler,
delirten bir sessizliğin ortasında
gülkurusu gibi kokmuyor artık ağzım
neyi sussam, sağır bir küfre dönüşüyor yüzüm!
yürüdüğüme inandım,
ki duruyordum ve susuyordum soluksuz
elim düşümdeydi, düşüm cebimde
kül ve intiharlar vardı az kullanılmış
tüttürdüğüm sigara gibi dumanlı...
ve tükürdüğüm sokak gibi sabıkalı..
sarışın bir ihanet yine sokağımda
hayır diyor gözlerim,
kancık bir hüzün bu!
susuyorum...
bütün sözleri ayak bileğinden keserek
şehrin ortasına atılan bir bomba gibi,
içimde kopuyor kızılca kıyametin
hayat dediğimde ne kadar ürküyorsan,
'ölüm' dediğinde öyle ürküyorum yaşamdan...
yaşamı bir kenara bırakıp, ölüme koşuyorsun
yalınayak ve şuursuzca,
bilmiyorsun
ölüm senin bakışların!
bir film gibi bitiyorsun
diyemiyorsun,
geriye bir kül kalıyor şarkılardan
bir de akşam...