Ölü; Aşk, Zanlı; Mutluluk
Yıldızlar birbirlerinden kaçarcasına uzaklaştılar
Ay diğerlerinden daha sessiz ve korkak
Bu gece sakin değil ama garip
Güneş bile uyanamayacak gibi sabaha
...
Tam satırlarımı yazarken fren sesi duydu kulaklarım.
Beynimdeki hücreler cifleşmişcesine ağır bir yenilgi aldı yüreğim
Bir fren sesi ve ardından birbirini kovalayan cığlıklar işittim.
Ürkütücü rüzgar yerini sessizliğe bıramış, benliğini kaybetmiş:bir tüy
kadar hafifti.
Durağandı gökyüzü.
Ayağa kalkmamla sandalyenin '' senin gibi bir yükü taşıyamayacağım'' demesi
gibi kendini boşluğa salıverdiğini gördüm.
Takırtı. Kırıldı.
Yıllarca üzerinde oturduğum sandalyenin masamın, kağıtların,
şiirlerin sitemi nedendi? bilemiyorum.
Yıkıldığımı anladım.
Hiç tadmadığım bir koku belirdi çıplak odamda.
Ölüm kokusu? ,biraz daha ekşimsi
Ne olduğu belirsiz. Kimliksiz
Sokakların ağladığını hissettim
Acıyla çırpındığını.
Peki ya ben? neydi üzerimdeki ağır yük
Harpden çıkmışcasına ellerimin tutmayışı.
Ne oluyordu Allah aşkına.
Olup biten sesin geldiği yerdeydi oysa.
Bütün kuvvetimle ellerimi pencereye dayadım.
Büyük bir tedirginlikle baktım olup bitene.
Evet bir fren sesiydi duyduğum ve izleri ölüm çizgisiydi
Büyük, feci bir kaza.
Ölenin AŞK olduğunu farkettim.
Cesedini bulamamışlar. Tebessüm ettim,aniden ürperdim,korktum.
Ve bir kez daha anladım.
Bir aşkın daha ölmesine, yıpranıp tükenmesine
sebep; MUTLULUKMUŞ...