Parmakları Kırılan Şair
Susuyorsunuz...
Şöyle susuyorsunuz ya duvarlar
İşte bu yüzden çıldırıyorum
Tek şahidimsiniz diyorum;
Tüm yaşanılmışlıkları gören,
Tüm çirkinlikleri işiten
Bir tek sizsiniz...
Ne olurdu sanki, dile gelseniz;
Yadırgamasaydınız beni,
Kızgın mil çekili gözlerinizle
"Kendin ettin, kendin buldun" dercesine
Kelepçelemeseydiniz beni sözlerinizle
Bilemiyorum, ne düşündüğünüzü
Yalnızca kendi anlamlarım var yükleyebildiğim;
Belki halime acıyorsunuz
Belki de tüm komşu duvarlar bir araya gelip
Acizliğimle alay bile ediyorsunuz
Oysa sizin ardınızda dünyalar gördüm ben;
Meşelerinde gezindiğim
Güneşiyle dans ettiğim
Rüzgarımla esip yağmurumla ıslattığım
Ağaç altlarında serinleyip nehirlerinde yüzdüğüm
Bahçelerinde mekruh meyvaları tattığım
Dünyalar...
Ve silkindiğimde kendimde bulduğum bir grift kördüğüm
Ve kimse bilmese de siz biliyordunuz;
Aklımın odalarında kaç "Bu son" tükettiğimi
Kendimi başı boşluğuma meze ettiğim gecelerde
Kaç ucra beklentiye takettiğimi
Perdeleri açılmayan ürkek hecelerde
Kaç itirafı sonsuza beklettiğimi
...
Şimdi,
Yıkılın aynalar...
Ruhum müttefiğini kaybettiği günden beri;
Bir başkasına benzetir oldunuz beni
;
Toplanmış bir kuyunun başına
'O taşı' nasıl çıkartacaklarını ediyorlardı hesap;
"Bırakın gideceği yere varsın..."
Dedim de fena mı ettim
...
Çok -uzadıklarını- düşünerek,
Kırdılar şairin parmaklarını
Yılmadı gerçi;
Gözyaşlarıyla kazıyıp kederlerini tarihe
Güvercinlerle taşıdı ümitlerini geleceğe
Ne çare?
O'nu yine bir tek
Deliler anladı
...
08.05.10