Taht-ı Revan
Katil olunacak raddede, lanet, iki yüzlü, kirli sakallı bir gün
Gökyüzü yapışıyor ellerime, öyle balçık zift-i karanlık
Yürüdüğüm sokaklar benim değil
Utanmaz, arlanmaz, dönek bir gün
Sizin olsun kırık ayaklı bu taht-ı revan
Bu sokaklar, bu kokuşmuşluk
O bakışlarınız, gök/yüzümü daraltan
Ellerimi kirleten ellerinizi sokun ceplerinize
Ruhumda ne zaman tuzunuz oldu ki!
Akrep vardı sanki cebinizde!
Burnuma umarsızlığın kokusu geliyor
Ruhun fahişe olmuş İstanbul
Yüksek kaldırımların küf tutmuş
Mezarlığı andırıyor sokaklar
Git diyor şimdi bu şehir
Şişeni doldur meyle, dik gözlerini denize
Boşalt kadehini, vur sahile
Ağır aksak adımlarla geç bu şehirden
Sessiz ol! Sessiz ol!
Bilmezsin, kaç ceset saklar bu şehir çöplüklerinde
Gitmeli mi, kalmalı mı diyor içimdeki serseri
Oysa baştan çizilmiştir kader
Molier'in yazdığı oyunu aratmıyor son perde
Yine aynı replikler, yine aynı sahne
"Kul Ahmet" geldim, "Kul Ahmet" gidiyorum
Ceketim size kalsın, bey sansınlar sizi de
Ben beylikten vazgeçtim,
Dinine yandığım bu şehirde...