Y'arabesk
Ben o eve nasıl gideceğim, dedim ve bir taşın daha ağıdını yutup anneme kendi ellerimle uzattım. Ev aynı ev...Sıvası, harcı ve içindekileri ama acısı ve yarası hãlã kanıyor. Asla ve kat’a ve zinhar! İyileşme olasılığı bulunmayan, onmaz şeyler var içinde. "Ev karadır" dedi Füruğ...Dedim, bizim ev yaradır. Acılarına ve günahlarına taş binayı da ortak etmek böyle bir şey olmalı...Biraz balçık ve katran. Biraz kabuk ve yara...Bu ev, bu mahalle, bu beton binalar sanki yuttuğum taşları kalbime kusuyor. Demek sizde de acı var! Ben böyle günlerin sabahı olmaz sanırdım. Biz sonra kaç sabah daha uyandık. Bir gecenin öfke doğuran karnından. Sanki dün ölmüşüm gibi herkes ağlamaya başladı, herkes bağırmaya, çığırmaya ve Kabil’in taşını birbirine fırlatmaya. Oysa insan ölünce önce öksüz kalır, sonra yetim, sonra da yarım. Şimdi beni seviyormuşsunuz gibi ilgi gösterebilirsiniz de, yeni doğmuşum gibi başka bir acıdan. Saçlarımdan şefkãtle sevgisiz ellerinizi geçirip, başımı okşayabilirsiniz yapmacıktan.
Çünkü evler de bir süre sonra solup ölmeye başlıyor. O ev benim için artık bir mezar, içine girersem çıkamam!
♧M.G♧
Cevap Yaz
Cevap yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yapİlgili Konular
Topluluk Kuralları
- •Yanıtlarınızda saygılı ve yapıcı olun
- •Konu dışına çıkmayın ve yardımcı önerilerde bulunun
- •Kitap detaylarını tartışırken spoiler etiketleri kullanın
- •Uygunsuz içerikleri moderatörlere bildirin