Hayat
hayat
ankanın sırrını taşır koynunda
ve her hayat bir sorudur aslında...
bu leş gecenin akşamında
yıldızlardan düşen nefretinse
soluğu kesilmiştir metanetin
ve kardelenin gölgesinden
karla karışık hüzün yağar yüzüne...
kader sillesidir
boran içinde yıkılır ağaçlar
ve her yaprak hançerlenir tene...
bir pervasız bakış
ruhu kanatan derin korku
dört bir yanı sarmış
toprağa sokulsan çapa vurur adamlar
siyah beyaz bir film başlar beyninde
eğer
bir çiçek açmazsa düştüğünde
paslı prangalardan kurtulmazsa kelebekler
bahtı karaysa şafağın
harflerin başlattığı yangınlar ve keder
bir cinneti bölüşüyorsa
ve kuşluk vakti yola savrulmuşsa umut
yokluğun üstüne kusup
defteri dürülmeli insanlığın.
sis ve gece
şehrin enkazını asıp uzanırlar göğe
vurdukça vurur eli maşalı sancı
saatler tükenir, kalp yorulur
yalnızlık başa bela
metalden hislerin kirletemediği aşk
yanından geçer son mecnunun
ve balyozların kıramadığı bir bekleyiş başlar
avuçlarına alev düşer zulmün...
ey hayat
bu dengeler ne tuhaf, düşündün mü hiç
yeryüzü sanki araf, doğduğum günden beri
içinde beslediğin kini bırak da bana bak
bak ki silinsin gözyaşımın izi
Sessiz Feryat