Rüya
öyle bir boşluk..
alabildiğine derin ve sonsuz
biteviye uğuldayan bir rüzgar
öyle sıcak, öyle sessiz..
işte sevişiyor kelimeler yeniden
ve beklenen doğum sancısı geliyor
öyle tatlı, öyle huzurlu
bir deniz atı üstünde yol alıyorum
öyle naif, öyle çocuk
sahipsiz karuseller görüyorum
feri sönmüş bir lunaparkta
güneş, son asaletiyle salınıyor
ay ışığını çekince
öyle soğuk, öyle sahte..
topraklar çiçeklere
çiçekler ağaçlara
ağaçlar yağmurlara
yağmurlar bulutlara haykırıyor
sorumlu ararcasına sorumsuzca
sahipleri açlıktan ölen karuseller..
sahtekar yalaka bir güneş..
isyankar ama âmâ bir doğa..
kanla bezenmiş zifiri bir küre..
ne oluyor,
neler oluyor bize böyle..?
nerede o sevgi,
o aşk nerede..?
sonsuz bir tünelde
kayboluyoruz öylece
biz kimiz,
niye böyleyiz..?
sorular hepimizde
cevaplar içimizde
çıkalım yuvalardan
bulalım ışığı
ucunda bekleyen
o sonsuz tünelin
sarılmışız zincirlere
öyle kalın, öyle sahte..
zifiri bir kürede
insanca yaşamak
öyle zor, öyle ağır..
bir tutku ki;
köleleştiren..
el ele versek
zincirleri kırsak
öyle naif, öyle azimli..
kardan adamlarız biz
ışığı görünce eriyen
buzdan oklarla delinmiş kalbimiz,
içimizde bir hain varmış meğer..!
neden..?