Yok Yılı
Yüzüyor manzarada bir vapur,
Yarı karanlık, yarı aydınlık.
Geçip gidiyor önümden, etti manzaramı mağrur.
Sonra yanından bir tanesi daha,
Bu seferki biraz daha yenisi.
Aksi yöne doğru seyri,
Dalga dalga ettiler denizi
Aynı içim gibi.
Kıyıdaki adam; salladı oltasını dalgaların arasına,
Bir martının gölgesini sıyırdı kurşun,
Daldı sonra denize, indi karanlığına suyun
Mezgit'e mi, yosuna mı, pabuça mı
Göreceğiz artık deniz ne verirse.
İşte bir tane daha geçiyor o vapurdan,
Bir gün içinde bir yolcu; ben.
Yanımda beş yaşlarında bir çocuk
Tutmuş babasının elinden
Ve soruyor bilmeden, merakla,
Korkusuzca; çocuk ya:
'Baba orası hangi ülke?'
'Türkiye oğlum'
'Peki orası başka Türkiye'mi?'
'Olur mu öyle şey, bir tek Türkiye var yavrum'
'Peki o zaman neden bu kadar çok bayrak var?'
Baba da, çocuk da susuyorlar.
Ben de; susuyorum...
Geldi sonunda, adam mutlu,
Oltanın ucunda sallanan iskorpit olmalı,
Yutmuş zokayı.
Şimdi korkuyor ve o da sallanıyor boşlukta,
Bayraklar gibi, Denize düşen ışıklar gibi,
Manzaramı mağdur eden şu vapurların kara dumanları gibi,
Benim gibi.
İşte yarı karanlık bir vapur daha,
El filan sallıyorum zırlaya zırlaya.
Ay nereye gitti acaba?
O kadar çok ışık varki bu şehirde,
Ne yıldızlar ne de ay; yüzemiyorlar bu denizde.
Rüzgar iyice bastırdı,
Ayakucumdan ellerime,
Oradan kulaklarıma kadar
Isırmadık yer bırakmadı.
Oturduğum sandalyeden kalkıp,
Artık soğumaya başlamış çayımdan bir fırt daha alıp
Manzaraya karışmak düştü bana da.
Adımlarımı hızlı hızlı vurdum asfalta.
Sağ, sol, tekrar sol
İşte geldik bizim bahçeye.
Bol telveli şekersiz bir kahve pişiriyorum,
Yanına bir sigara iliştirip pencerenin önünde, ayakta içiyorum.
Bahçeye bakıyorum, güller kırılmış,
Elmanın kalmamış hiç çiçeği,
Zeytin ağacının 'yok yılı' bu sene
Şu kırılan güllere bir şeyler yapmalı.
Ki tekrar açsınlar
Ki tekrar aynı umutla bekleyeyim seni.
Güllerin en güzel kokanlarını sana ayırıyorum
Gelmiyorsun ya; soluyorlar, soluyorum.
Çileği kaynatıp reçel ediyorum
Kızarmış ekmekler; kuruyorlar.
Ellerim kırışıyor, saçlarım uzuyor kısaltıyorum
Ellerim kırışıyor bir şey yapamıyorum.
Gözlerim gülüyor arada yine
Ama bir eksikle.
Gözlerimin altında torbalar birikiyor,
Sakallarım uzuyor umursamıyorum
Gözlerimin altında torbalar; umursamıyorum.
Zaman sensiz akıp gidiyor,
Bana sürekli borçlanıyor;
Ellerini, gözlerini, nefesini borçlanıyor
Kimin umrunda?
Ne zamanın, ne senin, benim umrumda.
Ne yeri, ne zamanı belki ama;
Bir kutuya kaldırmıştım izlerini
Ara sıra gidiyorum başına, kapağını kaldıracağım; korkuyorum!
Kazık kadar adam küçücük bir kutudan korkar mı?
Öğreniyorum, zaman bana borçlandıkça öğreniyorum.
Yüzüyor manzarada bir vapur,
Yarı aydınlık, yarı karanlık
İskorpit çırpınıyor betonda
Bayraklar da, ışıklar da, ben de.
İşte geçiyor bir tane daha,
El filan sallıyorum zırlaya zırlaya.
25-27-28/ 11/ 2011 Fındıklı-Beyoğlu-Üsküdar.