Beni Bana Ver Aldıklarınla 1
I.
Sıradan bir akşam
Herhangi bir nedenle
İnfazıma karar verdin bir anda
-- Kırma o kalemi
Daha yazacak şiirlerim var!
Gel dedin bana kokumu verdim hiç düşünmeden , bedenime tenimi hissiz serdim . Git dedin sonra aniden ve ruhumu ezip geçtin , ardından bir süre gördüğün kadardım işte ceset gibiydim ölüm kokan yalnızlığın içinde .Ve ardından bir gün bir baktım ki dağılmış ömrüm çığlığımın yankısıyla , uzunca bir süre de özgürlük türküleri olmadan yürümüşüm tutsak bir bedende...
Sen olsaydın ölürdün !
Sen gittin
Hayat o an ellerime aktı birden
Dudaklarıma pranga vurdu hiç düşünmeden
Çaresizlik bir bulut gibi seni yağdı üzerime
O an çaresizlikten titreyen sokak kedisi gibi
Kalkmaya çalıştıkça ön ayaklarıma takıldı çelmeleri
Ve yüz üstü düştü yere bütün heveslerim
Yara oldum
Ve yar'da kayboldum
''Ağlamanın değil ölmenin mübah olduğu bir aşkta
Ağlaya ağlaya boğuldum''
Şimdi susmak istiyorum
Gözlerini son kez ödünç ver bana!
Yıllanmış bir şaraptı döktüğün
Ucuz bir masadaki basit kadehlere
Nerede o bekaretini bozmaya kıyamadığım dudakların
Bu sen misin ?
Ölüm emri almış kurşun kadar çirkin
Sezdirmeden ölümü fark ettirmeden öldürmektesin
Haksızken üstelik , utanmadan hemde
Bu nasıl bir yalandır
Bu nasıl bir yalandır söyle!
Kokun sinmiş ölüme
--Namluna dön
Namluna--
İklim değişiklikleri yaşanıyor bedenimde
Zamansız ağlayışlarım ve titreyişlerim
Aniden solan hercai menekşelerim
Bir bilsen ne güzel küfürler ediyorum o an sana içimden
Duysan belki de bir kez daha vuracaktın beni derinden
Duysan ellerinle söküp yüreğimi yeniden atacaktın içimden
Duysan duymazdan gelecektin belki de
Onursuz bedeninde
Kim bilir ?
Sonrası bildik şiirler işte
Keşfedilmiş imgelerimle yazdığım cinsten
Sonrası içli bir çığlık eski dillerde
Mağara duvarlarında ki çözümü zor
Fakat değeri önemsiz yazılar gibi
Sonrası memleketimde oynana oyunlar kadar sıkıcı
Boğmaca ve doğarken ölmece gibi son
Ve acıklı
Tatmayan dillerden uzak seslerde
Sonrası kalbin
Aşkın
Ve adamlığın şanına düşen lekeler
Utanç ve pişmanlıklarla dolu günler
Pastoral bir ağıt işte
Ardından seni unutmak telaşıyla , kendime yer ayırttım bir fahişenin koynunda. Gel gör ki dokunamadım ona ! Tenine dokunamadım ... Sonra saçlarına... Sonra gözlerine... Sonra dudaklarına...Ve kadınlığına... Dokunamadım işte ulan anlattırma bana . Dokunsam seni öldürecektim o gece şerefsiz bir Palasta...
//Bana vermediğin aşkla seni aldatabilirdim o akşam
Fakat Hiçbir nesnel gerçekliğim kalmayacaktı ardından //
Bana sırtını döndüğün günden beri
Ayrılıkların kadını!
Dokunmaya yeltendiğim her tende bir cinayet işledim
Maktül parmaklarım ve dudaklarım
Faili sen bir ölüm senden habersiz
Ve tenimde bir lanet!
Eskiyen öpüşlerini sıyırırken tenimden
Defetme telaşındaydım bu sahte kamuflajı üzerimden
Damarlarımdan işletirim nakışları hattatlara
Ve secdeye düşer başım hep son umuttur Allah
Açılan eller hep yokluk diler
Oysa var olmaktır hep ölüm bilmeden diler
Yüreğimde hiçbir şehvete dönüşmesine izin vermem izlerinin
Onları da tozlu raflarda kalan kitaplar gibi eskitir günlerim
Atmaya da bakmaya da kıyamadığım gibi
II.
İmgeler yetim kaldı
Beyaz kağıtlar onarmıyor artık şiirlerimi
Şimdi gecelerin çarşafına
Beyaz kadınların göz yaşlarıyla
Bütün suskularımı bir bir yazıyorum
Rahmetten uzak bir dille
Ve müebbete çarpılmış mahkum gibi
Önce hayatla
Sonra ölümle dalga geçiyorum
Utanmayarak
Ve böyle sürüp giderken her gün ,yaşadığım ölümlerin ardından azaldım kaldım. Azaldıkça azıksız kalan ömrüm acıktı ve bilmeden vurdum kendimi hep bilinmezliklerin o hiç görünmeyen çemberine. Ardından yalnızlığımı deştim , oysa o da yalnızdı hemde yapayalnız. Ardından bölüm , çarptım , topladım , çıkardım ve hep aşkta bir kaldım ! Yalnız yani... Bu nasıl matematik böyle , çarpım tablosunu ezberleyemeyen bir çocuk mu ki aşk durmadan her gece altını ıslatsın , kalbimi kanatsın....
Ve ardımda bıraktığım yolun adını sen koymaya korkuyordum...
Ama inadına yaşıyordum !
Ninovan'daki kahinlere inat ölmedim daha
Kawa'nın ateşinde örslenen beden sağlam çıktı
Sesi yorgun ayaklarımda bir kıpırdanma var
Hallacı Mansur'un küllerinden doğuyorum yeniden hayata
Anam rüzgar!
Savurur önce kendini yalancı aşklara
Sonra topladığı kirden beni doğurur
Ömrüm yağmurlarla kendini çoğaltan bir akarsudur
Fırat ne zaman kan aksa
Dicle işte o gece beni doğurur hayata
Kaf dağının ardından geriyorum bakışlarımı şimdi
Nemrut'a doğru
Güneş'in yeniden doğuşuna yetişmek aslında telaş
Bir Anka kanatlarından düşürüyor cemrelerimi toprağın bağrına
Ardından Hızır'a sataşan aşka söverek
Git gide büyüyor bir zamanlar dar olan beden
Büyüdükçe
Bileniyorum avuç içlerime gömülmeyi bekleyen ölümlere
Boş mezarlardan cesedimi çalıyorum doğacak günlere
Ağrı dağının heybetine inat
Sina çölünde buluyor beni hayat
Üşümüyorum !
Bana böyle yazmayı suskunluklar öğretti. Sağırların önünde çok feryat etti içimdeki çocuk , duyuramadı sesini. Sonra bir gün gözlerin ve ellerin de konuştuğunu öğrendi. Sonrası işte ; gözden topladıklarıyla eldekileri bir etti ,sesini saldı ve gitti. Dönmeyi de unutmuş gibi uzunca bir süre. Yazmayı öğrendi ve hayata yazdı bütün yalancı aşkların ve insafsız ihanetlerin töresini...
Yeni çağın modern aşiretleri
Hepinize merhaba!
Lut gölüne bağışladım artık şahsımın bütün yağmurlarını
Kurak geçse de mevsim olsun
İlahım var!
Pir sultan asılırken bayram etti kadılar
Sen kadısı oldun şimdi bu aşkın
Ben ise Pir Sultan Abdal
//İnsafı olmayanın yüreği kıyıcıdır
Ve aşk artık benim için Zerdüştlerin son serdarıdır //
Not : Şadan Cerit'e inat yazılmıştır :):):)