Yalnızlık Kutsaldır
Can Dostuma;
Öyle bir gittin ki
Öylesine eksik, öylesine yarım
Ve öylesine ortalarda kaldım
Aman vermez sessizlik sardı dört yanımı
Kar yağdı tepelere
Ben üşüdüm
Sen gittin ya
Ben her gece öldüm
Çaresizliğimi aynalar haykırdı yüzüme
Küstüm; sana, aynalara, her şeye
Yalnızlık bir ağrı gibi çöktü yüreğime
Gördüğüm bütün pembe düşler siyaha boyandı
Korktum; karanlıktan, insanlardan ve yalnızlıktan
Ağladım!
Sen ağlar mıydın deme sakın
Halimi bir görsen, ah bir görsen
Tanrılar bile bana eşlik etti ağlarken
Eros okuyla sildi gözyaşlarımı
Afrodit saçlarımı taradı
Ama hiç kimse peçete uzatmadı bana
Onca zaman geçti gidişinin ardından
Ben hala alışamadım yokluğuna
Alışmalı mıyım onu da bilmiyorum aslında
Alışmak unutmaya eş değer değil mi lügatımızda
Bu nasıl bir gitmektir böyle?
Özleminle göz bebeklerim tutuşur
Ağlamaktan yorgun düşen gözlerim kapanır her gece
Kapanır da gözlerimde ki ıslaklık hiç geçmez
Her gün doğumlarında puslu bir güneş görürüm
Sorarım; bu ağlamak nereye kadar, ne zamana kadar?
Bu esaret ne zaman başladı bilmiyorum
Paslı, demir bir kapı kapattın üstüme
Taş duvarlarda kayboldu gülüşlerim
Savruldum, ufacık bir rüzgârda
Uçurumdayım tutunacak bir dalım yok
Korkuyorum!
Ne bir adım geri ne de bir adım ileri gidemem
Tut beni
Yıllardır bir meşale gibi aydınlattın yolumu
Şimdi her yer karanlık
Koparıldım dalımdan anlamıyor musun?
Bu eylül akşamında
Nereye baksam diz boyu karanlık
Nereye gitsem diz boyu balçık
Gitgide derinlere çeker o karanlık
Gitgide kaybolurum o bataklıkta
Artık çok uzak bir anıdır huzur
Yalnızlığı kutsaldır ölümün
Ve ben her gece öldüm.